DİL SAVAŞLARI (TÜRKÇEYİ KAYBEDİYORUZ)

UntitledLLLLLL-1

 

Bu sefer çok uzun uzadıya yazmayacağım. Bilirim ki zaten okumayacaksınız!

Her genç gibi bende devlet memuru olmak için Kpss dershanesine gitmekteyim. Şimdi siz dersin Türkçe olmasından mütevellit bir konu bekliyor olabilirsiniz lakin ben size tarih dersimizden yapacağım başlangıcımı…

Tarih dersimizde İslamiyet öncesi Türk tarihini ve İslamiyet sonrası Türk tarihini işlerken iki farklı kitabın bahsi geçti.

Birincisi “Divânu Lügati’t-Türk  Kaşgarlı Mahmud tarafındanBağdat‘ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür.” Kaynak:wikipedia

İkincisi ise “Muhakemetü’l-Lugateyn 15. yüzyıl edebî şahsiyetlerinden ünlü Ali Şir Nevaî tarafından Çağatay Türkçesi ile yazılmış bir eserdir.” Kaynak: wikipedia

 

Bu iki kitabın özelliği Türkçenin Arapça ve Farsça dan üstün bir dil olduğunu kanıtlamak için yazılmış olmaları ve bunu kanıtlamalarıdır.

Göktürk ve Uygur alfabelerimizin olması ve kullandığımız dilin bilimsel açıdan da sağlam olmasına nazaran bana göre yabancı sevdamızdan dolayı “Farsça, Arapça ve şimdide İngilizce” dillerinden etkilenip kendi dil benliğimizi kaybediyoruz.

Mustafa Kemal ATATÜRK Dil ve Tarih kurumunu kurarken, kendi yazımıyla Geometri kitabı çıkarırken, Latin alfabesine dönerek öz Türkçe’ye yönelik çalışmalar yapmasına rağmen geldiğimiz nokta ortadadır.

Benim en sevdiğim bilim insanı olan Oktay SİNANOĞLU’da bu konularda araştırmalar yapmış ve “Bye Bye Türkçe” kitabını yazmıştır.

Şimdi bu yazdıklarımı okumuşsanız kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın, mağazalarda, özel firmalarda, çocuklarımızın isimlerinde, kurum ve kuruluşlarımızda, televizyonlarda… Türkçe ne kaldı…

Karma bir dil kullanıyoruz ve her geçen gün yeni terimlerle Türkçe’mizi kaybediyoruz…

Siz buna razı mısınız?

Bu yazıyı okuduktan sonra sadece biraz düşünün, çözüm kültürümüze sahip çıkmakta… buna hazır mısınız?

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

RANDOM

Büyümek istemiyordum. Hem de hiç…
Oyunların arasında geçen bir düzen hakimdi soluksuz kalan dünyada…

Ben bendim her zaman ki gibi..
Oyunsuz, Suskun, kendimce…

ve hiç istemiyordum büyümek…

büyüdükçe değişiyor muydu dünya…

bir şey fark ettim…

ben büyümesemde dünya artık küçük yaşta olgunlaşıyor…

artık çocuk olmakta, çocuk kalmakta çok zor…

gülmenin, eğlenmenin diğer adı sorumsuzluk olmuşsa…

hayat kendini ciddiye alanların sisteminin esiri olmuş demektir….

_______________

Özgürlük kendini yalnızlıkla bezemiştir. Özgürlüğün savunucusu daima yalnızdır.

Anılarda Ölümsüzlük

love-memories-with-4you

 

adımlar

yavaş yavaş

sessizce

ilerler

çatpat ilk önce

sendeleyerek

sonra sağlam basmaya başlar

sonra koşmaya

sonra soluksuz kalırcasına

yollar katetmeye başlar ayaklar

sonra yavaşlar

kırışıklıklarıyla git gide sessizleşir ayaklar

zamanın sonunun gelişini haber verircesine

tekrar sendeler ayaklar

ve bir bakmışın ayaklar durmuş

etrafını toprak doldurmuş

gençliğinde kumsala gömdüğün

şimdi geride bir hayat bırakmış

belki çürümek belki tekrar filizlenmek için

etrafı toprak altında

gözünü açıp kapar ya insan

işte o kadar kısa bir hayattı bizimkisi

sadece biriktirdiğimiz anılarla

uzun metrajlı halini çektik

izi kalırcasına geçmişin

ve her hikaye her kahramanda

bir parça daha biz bıraktık

öldük belki ama

hala yaşadık

anılarla ölümsüzlüğü…

 

oğuzhan abdi oğuz