Oldum olası sevemedim kişisel gelişim kitaplarını, iki cümle okuduktan sonra sıkılan, gerilen bir yapıya sahibim…
mesela şöyle hissediyorum kendimi, karşımda boş konuşan ve susturamadığım bir insan varmış gibi…

Kendi yaşanmışlıklarıyla yazılan cümlelerle, diğer insanlara toplumsal genellemeler üzerinden anlatılan yazı topluluğu, fikir karmaşasına karşıydım çünkü hep…

doğduğum günden beri etrafımda dönen dünyayı gözlemleyerek, girdiğim ortamları çözümleyerek, toplumsal olgular, teknolojik gelişmeler yani dünyanın bir insan gibi olgunlaşma süresinde yaşanılan öğretilerden ders çıkarma eğilimim var…
Bu eğilim süresince asıl öğreti bana anlatılan değil, kendi yaşanmışlıklarımı analiz etmemle oluştu…
çünkü hayata her insan farklı bakar…
size bir başkası tarafından sunulan her fikir, her tecrübe aslında kendi kişisel gelişiminizin içerisine eklenen bir fikir tohumudur…

toprağa atılan tohumlar belli süre sonra filizlenir, bizlere atılan fikir tohumları işte böyle yavaşça filizlenir…
bilinçaltımıza toplumsal ve kişisel olgularla atılan tohumlarla fikir sahibi oluruz…
Kendi kişiliğimizde bu tohumların hangilerinin filizlendiği’ne bağlı olarak oluşur…

oysa deneysel yöntemlerle fikir tohumlarını bizlerin bulması gerekmektedir ve kendi kişiliğimizin tarlasına bizzat kendimiz tarafından ekilmelidir…
hayatımda kişisel gelişim olarak 2(iki) kitabı sevmişim ve okumuşumdur.
birincisi “S.ktir et”

siktir-et-pdf-indir

Hayatım boyunca argo kültüründen uzak durdum. Öğretmen çocuğusun, kibar olmalısın, efendi olmalısın, örnek olmalısın, saygın olmalısın falan… filan…
üniversite yıllarına geldiğimde anladım ki hayatta senin bir olay karşısında en doğal, en rahatlatıcı, en içten tepkin “hasss.ktir” olabiliyor…
Bu kitabın satılmasının en temel nedeni bastırılmış, ayıp olarak sunulmuş “s.ktir” kelimesinin aleni bize sunulmasıdır. insanlar çünkü bastırılmış duygularına yönelirler…

Kitaba gelirsek, adı üstünde gözünü açıp kapayıncaya kadar geçen süreçte yaşadığın hayatın aslında boş olduğunu, “çok ta şeeey yapmamak lazım’ın” göz önüne çıkmış hali… yani “yaşa gitsin işte bu dünyaya gelmişsin ne takıyorsun, takma, salla gitsin” diyor bize…
ve her ne kadar bencil düşünceye yönlendirse de ona da geleneksel cevapların dışına çıkarak, ruhu rahatlatıcı bir  tepkiyle “s.tit et” diyor…
bende bu kitap üzerine daha fazla konuşmak istemiyorum zaten ee o halde “s.tir edip” yoluma diğer kitapla devam edeyim…

 

0000000056587-1

Başucu kitabının anlamını bilenler için söylüyorum bu kitap benim başucu kitabımdır…

alışıla gelmiş kişisel gelişim kitaplarından farklı olduğunu dünya çapında sahip olduğu ünden anlayabiliriz zaten…
topluma güzel bir başkaldırı…
kendi içine yönelmenin anlamını…
umutsuzluğa düştüğümüzde savaşmanın ki insanın kendi ile savaşması, kendi düşüncesine hükmetmesinin zorluğu hepimizce aşikardır…
ve her ne kadar başarı yada kahramanlık seviyesine ulaşalım, yüzyıllardır olan toplumun hep aynı olacağını ama oluşturduğumuz farklılıklarla en azından vicdanı rahat birey olarak kalacağımızın yegane özetidir. (not: eklenmiş dördüncü bölüme göre yorumlanmıştır.)

diğer başucu kitabım olan ve bana göre değerli bir kitap olan montaigne-denemeler’den yola çıkarak
hayat boyu güncellenen bir kitap, hayat boyu değişen fikir demek…
insan devamlı gelişim içinde…
gelişimin olduğu yerde anlatılar ve öğretilerden ziyade yaşanmışlıklar ile kendi iç yolculuğunuz ile bulduğunuz yol asıl olan yoldur…
kendini bilmek asıl mutluluktur en mutsuz anlarınızda bile size sunulan…

var olan hayatların anlatıları ve öğretilerinden ders alalım tabi ki ama kendi hayatımızı kendimizle öğrenelim…
bir başkasının veya bir toplumun direttiği görünmez fikir tohumlarının yeşermesine izin vermeden kendi tohumumuzla kendi fikir tarlalarımızı ekelim…

oğuzhan abdi oğuz
vakit buldukça yazar