ÖYLE OLMUYOR İŞTE!!!

Hayat yüzyıllardır var olan bir yapı

ve insanlarla dolu dünyanın süre gelen sistem derdi

herkesin birlikte yaşaması için birbirine benzemeye başladığı yapı

ama dostum öyle olmuyor işte

benzeyerek birbirimize

farklılıklarımızı

düşünce yetimizi

farklı görüşleri kaybediyoruz işte

amaç kendin olup başkalarıyla yaşamayı bilmektir aslında…

 

 

Gelinde bir iki kelam edelim.

413f66c3a1e0

Hayatın en rezil en rüsva zamanlarında yaşamak düştü bize de işte

insanların yüzlerinden milyon tane sahtelik akıyor.

ve bizler

kanmasak da sahteliklere

tiksinerek tükeniyoruz iki yüzlü yapıdan.

tabi her şey en başından başlıyor.

 

kendi olmaktan korkan insan silsilesi hakim bizde

toplumca karakterini bulamayan insanlar etrafımızda

kendi iç yolculuğunu yapamamış

onun bunun sözüyle kendine şekil veren

özenti duyduklarını taklit eden

sistemin kölesi

insancıklar

 

acıma yada aşağılama değil benimki

olan bu sadece

ve gün geçtikçe

daha da kötüleşiyor her şey

birbirinin benzeri hayatlar

farklılıkların tükendiği

farklı olanın garipsendiği

 

benim için

her bu düşüncelere kapıldığımda

tek ilacım

yol

yola çıkmak

öyle yanında birileriyle değil

tek başına

bilinmeze yürümek

çünkü

insan kimsesizliğin de bulur asıl kendini

Yuriy-Zhuravov-Ian-Arneson-pour-INREES

hala bu dünya ile

kafamdaki dünya arasında

uçurumlar var

ve yoruluyorum gün geçtikçe

 

içim

uzun zamandır

Hiç’im

şimdi

Hayat-Ağacı

tüm yazılarım da kendime notum oldu

iki cümlemden biri

değişmeyeceğim oldu

ama değiştim

çok hemde

içimde çocuk felan da kalmadı

bildiğin

içim asırlık çınar oldu

bilgi birikim hırla dolu

akıl fikir dersen hala yerinde

ama o çınarı bulup

o bilgilere ulaşacak insan yok

bir tabiatın ortasında

bir başına

etrafındaki birkaç yere

gölge ediyorsun

o da mizacımızdan işte

 

neyse

yine atlıyoruz daldan dala

gerçi iki kelam edelim diye başladık söze

iki kelam ettik

geldik sona

çünkü bilirim

sıkılıyor insan

bir müddet sonra

dinlemektende

 

eee bende sıkılıyorum yani

yazmaktan da

ne de olsa

içimizi ne zaman açsak

kaybettik

Hiç olduk….

@oguzhanabdioguz

 

 

Neydi suskunluk…

30-yas-sendromu

 

Neydi suskunluk

Zayıflık mıydı?

Her şeyden soyutlanmak

Kendini kapatmak

Ya da güçlenmek miydi sizsizde oluru göstermek için

 

Yorgunluk mu boğuyordu insanı

Zaman hızla akarken

Her şeye geç kalmışlık hissi ile

Ve yeniden başlayamama korkusu ile

Tükenişler mi yoruyordu.

 

Otuz neden bu kadar korkutucu

Neden sanki ölmüşüm gibi hissediyorum

Bitmiş gibi, tükenmiş gibi

Bir sayı sadece belki

Ama altında milyon keder ve korku hakim

 

Korkuyorum

İçimdeki hiçlikten

Boşluktan

Ve her atılan adımda

Tüm sevgi tohumlarının

O boşluğu büyütmesinden yeniden

 

Ruhumu bir görseniz,

O kadar genç, o kadar deli dolu, o kadar çılgın ve eğlenceli ki…

ve gözümü kapattığımda ki hayallerimi bir bilseniz

ama

ama o kadar yok ediyorlar ki kendim gibi olmayı

o kadar art niyetli ve at gözlüğü ile bakıyorlar

ve

o kadar yanlış anlıyorlar ki

sen sen olmaktan çıkıyorsun daha sonra

bu sefer öldürüyorsun içinde ki çocuğu ve

onlar gibi ruhsuz olup çıkı veriyorsun

şimdi yeninden tükenişler deyim

kaçıp gidesim

silip hiç edesim var

susuyorum

güçsüzlüğümden mi

korkumdan mı

yoksa sizsiz de yaparım’ı kanıtlamak için mi

bilmiyorum….

 

susuyorum…

 

KAYSERİ AUTOCAD YOUTUBE KANALINDA DERSLERİMİZ BAŞLADI.

kayseriautocadddd

 

Buraya Tıklayarak Youtube Kanalımıza Abone olabilirsiniz…

Buraya Tıklayarak Facebook Beğeni Sayfamıza Kayıt Olabilirsiniz…

Buraya Tıklayarak İnstagram Hesabımızı Takip Edebilirsiniz…

İletişim: kayseriautocad@gmail.com


SAYILI SAATLER KALA

gözlerini kapadı. nefes alışverişi sakindi… gözünde hep hayalini kurduğu yemyeşil doğa, tepeler, ağaçlar, patika yollar, şırıl şırıl akan ırmaklar, ırmağın kenarında bir kulübe, kulübenin küçük bir bahçesi ve renklerin bütünlüğünde akıp giden bir huzur hakimdi.

çamaşır ipinde serili beyaz çarşaflar ve çarşafların rüzgarla dans ederken arada bir göz kırpan güneş. huzurun en saf hali vardı içinde…

kulağında hafif rüzgarın getirdiği melodi ve karşısında…

rüzgarla dans eden çarşafların arasından sarı saçları ve bembeyaz teniyle, o hayat dolu, saf, sevdiğini, hemde yürekten sevdiğini hissettiren muhteşem parlayan gözleri ve gülüşüyle dans ederek bakıyordu. Güneş ışığı saçlarının arasından parlıyor ve bir melek gibi gözüküyordu. Üzerinde boydan hafif desenli beyaz bir elbise vardı ve ruha huzur veren bir an olarak canlanıyordu yeniden hatıralar…

bir hayal, bir anı ne kadar daha sürdürülebilirdi, gözlerini daha ne kadar kapalı tutabilirdi ki… Elbet açmak zorundaydı ve hayali bir bulut misali dağılacaktı. o hayal dünyasından sadece tek bir anı fotoğraflayacaktı, onu hatırlayacaktı, o son bakışı, sevgiyle dolu o son bakışı sadece…

bir film daha hüzünlü notalarla bitecek ve oyuncuların isimleri akacak o simsiyah ekrandan…

tüm hikayeler ve kahramanları siyah zemin üzerinde bembeyaz akan bir yazı olarak silinip gidecekti…

bir melek daha karanlığa boyun eğecek ve sahtelikler içerisinde yitip gidecekti…

sayılı saatler kala aklında sadece bu anı vardı

bekleyişin sona ereceği belliydi ama ne zaman biteceği bilinmiyordu.

ama bildiği tek şey her günün bitişi gibi sayılı saatleri kalmıştı o büyük güne…

her gün tekrar tekrar aynı hayali canlandırıyor, aynı bekleyişi gerçekleştiriyor, aynı son ile gözlerini kapıyordu.

aslında bir şeylerin farkındaydı… hayaller bile bu kadar kusursuz olmamalıydı.

güveni o kadar sarsılmıştı ki hayata karşı, hayalinin her gün tekrar üzerinden geçiyor, bir ipucu yakalamaya çalışıyordu…

hapsinden kurtulması için kör bir nokta bulmaya ve kurtuluşa o güneşin ışıl ışıl parladığı gözlerle dolu kalbe ulaşmaya çalışıyordu…

hiç bir güzelliğin bu kadar kusursuz olmasını kabul edemiyor ve her gün sayılı saatler kala tekrar tekrar ve tekrar aynı hayali yaşıyordu…

bazen savaşmaktan vazgeçiyor ve kendini hayale bırakıyordu. bilerek, isteyerek zarar görmesine rağmen o anlık huzur dolu duyguyu yaşamak için sonrasında çekeceği tüm acıları bilmesine rağmen anlık mutluluk için bırakıyordu kendini sahte ve yalan olan o anın huzuruna…

sevgiye o kadar muhtaçtı ki sahte olduğunu bilse bile, hayal olsa bile, uyanınca her şeyin silinip gideceğini bilse bile o kısacık an için tüm acılara razı oluyordu…

sayılı saatleri vardı… ve tüm acılarına rağmen bir umut, bir sevgi, bir huzur kırıntısına bile tutunup en değerli an’ı yaşamak istiyordu…

aslında gücü kalmamıştı günden güne zaman geçerken ve tükenirken hayat, ellerinden savrulan toprağın  hayatın kum saati olduğunu ve yavaşça tükenişini yaşarken…

avuçlarındaki bir karış toprak daha savruldu her hayal edişinde o huzuru, o son hayal kırıklığı ile yine mutsuz biten kirlenmiş, saflıktan uzak o an ile… meleğin şeytana dönüşmesi ile… sayılı saatler kalmıştı tükenişine ve elinde zamanın tükendiğini gösteren son toprak parçaları ile dağılıyordu dört bir yana parçaları ve eksiliyordu…

eğer bulamazsa meleğin neden şeytana dönüştüğünü, o kör noktayı yakalayamazsa, kendini suçlayarak her defasında son nefesini verecekti yavaşça…

anılar tükenecek

son toprak parçası savrulacak

hayali ve umudu silinecek

yalnızca kendisini koruduğu dört duvar kalacak ve hissizleşerek ölecekti…

ve şimdi bekliyordu bir gün daha bittikten sonra

diğer günün gelmesini

çünkü sadece bir kere kurabiliyordu hayali

yeni gün yeni hayal

ve yakalayacaktı belki o kör noktayı

melek melek olarak kalacak

ve kurtulacaktı hapishanesinden…

yada son atımlık kurşunu da bitecek

rüzgar savuracak son toz tanelerini

ve bitecekti hikaye

arka fonda hüzünlü bir müzik

ve siyah zeminde beyaz isimler

izleyenlerde bir damla göz yaşı

ve nota bitecek

ekran karanlığa bürünecekti…

şimdilik

yani sayılı saatler kala

hala umuda bırakıyordu kendini

….

 

tek yazımlık hikaye

Oğuzhan Abdi OĞUZ

13. 08.2016

 

Bu Şehirden Gitmek Gerek…

 

 

hiç hissettiniz mi ait olmadığınızı

bir eve

bir aileye

bir sokağa

bir iş e

bir şehre

hatta bir ülkeye…

 

yaşam asırlardır değişen şekliyle hep aynı nokta da tıkanıp kaldı biz insan oğlu için…

ne için yaşıyoruz

soru bu

cevap tam bir giz…

 

kutsal kitaplara ve dinlere göre

diğer dünya ve sınav savaşı içinde cennet için…

ve bu dünyaya da ne katkı sağladım o durumu için…

 

peki ben ne için yaşıyorum,

hayatta ki bulunduğum,

yer, konum, aile, iş, şehir, arkadaşlar

benim nereden başlayıp nerede bitirmem gerekiyor bu hikayeyi

 

ilk defa bu kadar çok istiyorum bu şehirden gitmeyi…

 

eskiden hayatın boş olduğunu düşünüp, içini doldurmaya çalışırdım.

kitaplar okur, filmler izler, şehirler gezer, insanlarla iyilik peşinde koşardım…

 

şimdi ise hayatın dolu olduğunu fakat içinde ki insanların boş olduğunu fark ediyorum…

ve ilk kez bu kadar çok istiyorum bu şehirden gitmeyi…

ayrıca hayatı boktan kılan da yine içinde ki bu ortalığı çöplüğe çeviren insanlar…

 

oturup gerçekten sohbet edecek bir kişiyi bile bulamıyorsan,

gitme zamanı geldi de geçiyor…

zaman biliyorum

hayatı 3 yıl geriden takip ediyorum

ama inan bana

ilk fırsatta

gidiyorum

seni de alt edeceğim…

 

 

tekrar,tekrar ve tekrar

 

 

zamanın ötesine geçemiyor insan…

hep bir adım geri de kalıyor.

defalarca zamana mağlubiyetini tadıyor…

gün bitiyor

gün başlıyor

yine tekrar ediyor tüm yenilgiler

tekrar

tekrar

ve tekrar

bitmek bilmeyen bir mağlubiyet bu zamana karşı kaybedilen…

sen kendin olmak istediğin her an bir mağlubiyet daha alıyorsun

her mağlubiyetinde kaçıp kurtulmak istiyorsun…

düşüyorsun yollara

yollardasın

tekrar

ilerliyorsun uzaklara

yollarda asfaltın çizgilerine bakıyorsun, camdan dışarı bakıyorsun, senin dışında akan bir hayat…

devam ediyor diyorsun hayat

birbiriyle arkadaş dost başaklar mesela

ellerini bırakmayan tepeler

inişler ve çıkışlar görüyorsun

bazen ıssızlığın ortasında

hayata tek başına tutunmuş bir ağaç görüyorsun

bazen açık gökyüzü

bazen kapkara bulutlar

yol ilerliyor…

rüzgar esiyor

işte bu benim hayatım diyorsun

zamanı yakalamaya çalıştığını düşünürken

anlıyorsun zamandan kaçtığını…

ulaşıyorsun bir şehre daha

sanıyorsun buradaki farklı hikayeler unutturacak sana

kaybedilen onca savaşı,

yürüyorsun

hafif esinti

dökülen sonbahar yaprakları

adımların gitmek istemezcesine

ve yer çekimine ayak uydurmak istercesine

seni çekiyor dünyanın merkezine doğru

bakıyorsun gökyüzüne

ellerini uzatıyorsun

kurtar beni dercesine

ama zaman hep yanı başında bekliyor

mağlubiyet

içimin yaşadığı…

biliyorsun ki ne zaman kendin oldun

o zaman yenildin…

koşuyorsun

kaçarcasına geçmişinden

kurtulmak istercesine şu anından

yetişmek istercesine geleceğe

yakalamak istiyorsun zamanı

koşuyorsun geçmişin izleri gözyaşlarından damla damla akarken

koşuyorsun şuanın mağlubiyeti içini kemirirken

ve aniden duruyorsun…

arkandan gelen karanlık çekiyor seni

kabulleniyorsun mağlubiyeti…

umudunun kalmadığını,

her şeyin anlamını yitirdiğini ve inancının kalmadığını…

inancını yitiriyorsun

susuyorsun…

şimdi kendine bile konuşmuyorsun…

içindeki savaşta bitiyor

zamana kaybediyorsun…

zaman kazanıyor

yüreği sevgiyle büyümek isteyen bir ruh daha

yitip gidiyor…

hissizlikle dolu karanlık alıp götürüyor son umut kırıntısını da…

zaman duruyor…

etrafına bakıyorsun son kez…

ve izliyorsun zamanın birkez daha haklı galibiyetini…

gözlerini kapıyorsun…

ne kurtarabiliyorsun kimseyi, ne kurtula biliyorsun…

susuyorsun

gözlerini kapıyorsun…

bitiyor…

 

oğuzhan abdi oğuz

17.06.2016