Random

RR-home-img2

 

Kaçıncı mağlubiyeyim bu kendime, kendimce yenildiğim…

Gücünün günden güne azaldığı ve olumlu her şeyin karanlık tarafa geçtiğini hissetmek…

Çok bir savaşım olmadı oysaki bu dünya da…

3 kere girdim savaşa şu an ise üçüncü mağlubiyetimle başbaşayım neredeyse, bir mucize olmazsa kazanmamda zor yine…

İlk savaşımda 20 yaşımdaydım, 1 yıl sürdü ben savaşı kazanmak için asyadan avrupaya geçtim ama osmanlı gibi viyanadan sonra hep toprak kaybettim…

İkinci savaşımda 27 yaşındaydım var olan eldeki son toprak parçalarını da savunmaya çalıştım o savaşta 1 yıl sürdü, tam her şey yolunda dediğim anda en güvendiğim noktadan yedim darbeyi ve savunmam çöktü…

Şimdi dün hesapladım da tam 9 ay oldu…

Diğerlerine nazaran bu savaşın adı,  sanı yoktu…

Bilinmezlikte gidip geldi

Ne ne olduğunu bildi

Ne de ne olmadığını

Bir an vardı

Bir an yok…

Şimdi ne durumda o da meçhul…

Ama bana kalırsa yavaşça o da tükeniyor…

Ve ben uine bu savaşta da varımı yoğumu koydum…

Kendimden iyi olduğunu  bildiğim ne varsa koyarak…

Ve iyi bildiğim ne varsa yine beni götürdüğü yer mağlubiyet…

Bu ladar zayıf değilim dedim kendime defalarca

Değilim de

Ama sistem gözüme hep sen zayıfsın diyip duruyor

Sistem bana aklını kullanmıyorsun diyip duruyor

Oysa öbür tarafa göçtüğümüzde

Sevgiden başka ne kalacak ki elimizde.

Ve ben senle olan savaşımda yine yenilsemde

Kendim olmaktan vaz geçmeyeceğim.  Bende böyleyim.  Değişmeyeceğim.  Denedim değişemedim zaten…

 

KUŞ

I BÖLÜM – ( TAVAN )

 

Uyumak, uyumak gerekti bu duygudan kurtuluş için. Yüreğe söz geçmeyen durumlarda insan kendini bir kanepenin üzerinde bilinçsizce tavana bakarken bulur hep. Hükmü sürülemeyen düşünceler, çıldırtacak kadar beyni doldurur ve kafanı kaldıramayacak gibi olur insan.

En son bakışın “gözler önünde canlanması” en son söylenen sözlerin “kulaklarda yankılanması” en son yazılan mesajın “defalarca okunması” …
Kaldıramıyor insan tüm bu birikim üzerine kafasını ve üstüne “geçmiş anıların hatırlanışı” daha da beter yapıyor insanı…

Mutfağa gidiyor bir bira daha alıyorsun, yetmiyor… Üstüne bir büyük açıyorsun, arka fonda kederli müzikler, elinde mutlu anılara ait fotoğraflar…
Odanın her yerinde anılarla dolu sahneler canlanıyor…

Uyumak, uyumak gerekti kurtuluş için ama sen kendini bir an da sokakta, yağmur altında, sırılsıklam olmuş, gözlerinden yaşlar gelirken bir yudum daha alıyorsun elinde ki şişeden…

Yalnızlık, insan eğer duygusal bir çöküş yaşıyorsa elinde kalan kendiyle geçen o amansız sessiz saatler ve yalnızlıktır. Kafanda konuşan ikinci ve üçüncü seslerle adeta şizofreniye bağlamış gibisindir…

Tavan

bazen en güzel manzaradır kendisi, bazen en karabasan korkularını yansıtır sana, gözlerinden yansıyan anılarla geçmiş, gelecek serilidir…
kendini izlersin tavanda…
Hataların, yanlışların, mutsuz anların yansır… araya sıkışan bol tebessümlü anılar arada gülümsetir seni, iyi ki yaşamışım dersin ve sonra tekrar karabasanlar gelince hayattan kopmaya başlarsın yeniden…

Kanepe, Yatak ve sonra kendini bulduğun yer taş bir zemin yada parke üzeridir…

ne zamandır yerde yattığını bilmiyordu, tavana bakarken… gözlerinden tavana yansıyan tüm yolculuklarından takılı kaldığı tek sahne, ağaçlı yoldan son hız ilerlediği ve ağaçların gitgide bulanıklaştığı…

 

II. BÖLÜM – ( KENDİNİ SUÇLAMA )

Şimdi ikinci evresinde bunalım ve depresyon. Tavana bakarken yan dönüp duvara bakmaya başlarsın, ardından yastığa gömülürsün, ağlarsın, kendini boğmak nefessiz kalmak istersin, salyaların akar yastığa, elinle silersin… işte tam bu anda sadece yaşanılanlara dönüp “nerede hata yaptım” düşünceleri geçer içinden… tüm son “an”lar canlanır yeniden göz kapakların kapanır kapanmaz…

Her kelime, cümle bir şair edasıyla arka fonda çalan duygusal müzikle yüreğine işler… öyle bir suçluluk duyarsın ki lanet okursun kendine… tüm dünyanın sebebi sensindir… savaşların, kavgaların, çevre kirliliğinin, bulabildiğin tüm suçları yüklersin kendine…

Tüm yaşanmışlıklar 100 yıllık bir evin kullanılmayan terk edilmiş ahşap mobilyaları gibi zamanla çürümeye ve dokundukça dağılmaya başlamıştır…

geçmiş kendisini doğada çürümeye terk etmiştir.

iç çekişler içerisinde ara ara tabiata karşı gelircesine düşünceler gelir gider…” biraz seni özledim, biraz sesini, biraz sohbetini” şarkı sözlerinde ki gibi biraz biraz hatırlatır kendini… sonra gitgide silinir ve ahşap toz olur toprağa karışır ölüm gibi…

 

III. BÖLÜM – ( SAVUNMA )

 

Kendini öldürürcesine, en acımasız  hakim olup, kendini tüm suçlamalardan mahkum ettikten sonra kaçınılmaz gerçeği kabullenmekten az sonra, hücrende kilitli demir parmaklıklar ardında kalp gardiyan olmuş vicdanla dertleşirken susarak en büyük ihaneti kendine yaptığını anlayacaksın ve bir savunma daha yapabilmek için yalvaracaksın hakime…

İç hesaplaşmalar içerisinde aslında yaptığın tüm her şeyin, attığın adımların, söylediğin sözlerin hepsinin sebebi yaşadıklarındı… Oysa sen yapabileceğin her şeyi yağmış daha sonra gücün kalmamaya başladıkça hırçınlaşmıştın… seni anlamamışlardı… sen kendini anlatmaya çalışırken kırıp dökmüştün ortalığı…

en iyi avukatın karşısında dilin tutuldukça, tekrar tekrar yaptıklarını anlatıp hem anılarınla yüzleşirken hemde nedenlerini sorgulayıp doğru olanı anlatmaya çalışırken bulursun kendini… vicdan savaşları içerisinde yenikte düşebilirsin, galip de gelebilirsin….

 

 

kendime not

uzun zamandır bunalımdayım

ve üzerimden atamıyorum biliyorum bunu

kendime daha ne kadar zarar verebilirim onu da bilmemekteyim

 

ama bu kendime not olsun

artık tekrar hayata dönme zamanı geldi bence

toparlan bakalım ruhum…

 

 

KAYIP’oluş

tumblr_nyhnnnLIeY1skg0tio1_500

 

ilk defa bu kadar uzun sürdü buhranlar,

bu kadar enkaz altında kalmamıştım hiç…

 

hayat bir öğretiydi ve her tükenişte yeniden doğuyordum,

biraz daha güçlü

biraz daha umutlu

ve acıya bağışıklık kazanmış gibi…

ama bu sefer

ilk defa hiç bir ilaç tesir etmedi yarama…

 

Hayat kaçık bir uyku aslında

ve ben bu sefer ayılamıyorum…

hayat

Kayıp’oluş…

 

Hayata karşı heyecanınızı kaybettiniz mi hiç ?

ben ilk defa kaybetmiş hissediyorum…

 

yaptığım onca uğraşa rağmen hepsine karşı aniden kaybedilen heyecan

ve hissizlik hakim içimde…

İç’im H’iç im şimdi…

H’içim

 

bekliyorum yeniden o hayat dolu halime döner miyim diye

ama günden güne daha da kapanıyorum kendi içime…

ne kendim çıkabiliyorum bu sefer, ne de beni bu buhrandan çıkaracak biri var yanımda…

 

zaten başlangıcı da bu değil miydi…

tüm buhranların sebebi

yalnızlığım değil miydi…

yalnızdım…

şimdi de kendimi yalnızlaştırıyorum…

Kayıp’oluş u yaşıyorum…

Kayboluyorum…

 

bu sefer geçmiyor işte…

enkaz altında kalıyorum…

kimse bulamıyor beni…

Kayıp’oluyorum…

sessizce…

sesim kısıla kısıla…

susuyorum….

 

oğzuhan abdi oğuz

 

kayıpolus 1 kayıpolus 2

 

H ‘ iç…

hiç1

 

yapılabilecekleri yapıp geriye yaslanıp beklemekti hayat…

vicdan rahat ama yine bir umut kırıntısına tutunmaya çalışıyor duygular…

öğrenilmiş çaresizlikti aslında…

hiç olmayan ve iç çekişlerle kalınan….

içim Hiç ‘im şimdi…

 

Bir barış güvercini gibi

insanlığın içerisine karışıp

kırıntılarla beslenip

umut topluyordum ruhuma

 

bir bülbül gibi

cıvılcıvıl parklarda

insanlar içerisinde

şakıyordum sevda türküleri

 

bilirim

ya erken olur hep

yada geç

senin o na baktığın gibi

o bakmaz hiç

 

İç

 

H’iç

 

şimdi son kırıntılarımla bekliyorum…

 

mutluyum aslında

gözlerinde ki mutluluğu gördükçe…

senin için mutluyum, seni mutlu edebildiğim için mutluyum, seninle olduğum için mutluyum…

biraz buruğum sadece içimden dolup taşan duygularla sarılamadığım için sana

ellerini avuçlarıma alamadığım için

gözlerine hisli bakamadığım için

yakınken uzak kaldığım için

 

bir gün

bir an

bir umut kırıntısıyla

bekliyorum…

 

H’iç

 

İç

 

hiç2

Bir Pazar daha

bir pazar daha

suskun ve tek

bir başına bir odada kendinle kendi cümlelerinle

gece yatmadan izlenmiş duygusal bir film

kafaya konulmuş sevilmesede içilmek için bekleyen bir şarap şişesi

şarap bile daha tatlı daha güzel içimlik olmak için 1 saat havalandırılıyor…

peki ruhum bu kapana sıkılmış odada tek başına nasıl hava alabilir

elimde hüküm sürülen tuşlar ve tuşlarla yaratılan sonsuzluk dolu sözler ve cümlelerden başka

hiçbirşey yokken

arka fonda çalan “ah bu ben kendimi nerelerde bulsam-çekilsem sahillere hayaller mi kursam” sözleriyle

yeniden başlangıca teşvik eden düşüncelerle hüküm sürüyor

lanetlenmiş yanım

lanet

inanıyorum öyle birşeyin varlığına

kimine göre bu hayatta ki sınavımız

ben hep ortalama bir öğrenci oldum ki tanrım

nasıl başarıyla çıkarım sence bu sınavdan

ben hem ordan hem burdan çaldım herkesin gönlünü hoş tutmak için

kendi gönlümü mahçup etmemek için

söylesene tanrım ben hiç 100 olmadım ki bir sınavdan da senin sınavından nasıl başarıyla yüzümün akıyla çıkarım

tanrım

sen beni biliyorsun işte

ortalama bir insanım

sınavın kurtarması da yok

o yüzden izin ver bana

bir yudum daha alayım şu şaraptan

yoksa nasıl aksın kankırmızısı göz yaşları gözümden

ruhum nasıl kızıllara boyanmasın

dudaklarım nasıl dillenmesin en can alıcı duygularla

o yüzden izin ver de bana

bir yudum daha alayım şaraptan ve her tarafımı kankırmızısına boyayım…

bak hayalim bile orta yollıu

ne karanlık istiyor ne aydınlık beyazı çağırıyor

hafif can çekişmeli

kırmızıya çalası var

….. bırak izin ver tanrım…

tam o an da

Tam bunalımın son demlerindeyken

ruhu iyice çökertmek için bir film açıp, depresyonun en dibine inerken…

ve üzerine cila olsun diye tam da açmak üzereyken yıllanmış şarabı

tam da o an seslendin bana…

şimdi şarap tekrar eski yerinde…

film bitmiş durumda…

ve sesinle yeniden hayat bulan bir ben var….

şimdilik yine kurtulduk…

dibe batmaktan…

Hep aynı şeyler…

Tarih tekerrürden ibaret hayatta yaptığın hataların tekrarından…

Bu kaçıncı bunalım dolu an ve kaçıncı mağlubiyet kendime kendimce yenildiğim….

Kafam o kadar dolu ki

neredeyim

ne yapıyorum

hangi alemde geziyorum farkında bile değilim…

 

Sevdiklerinize Değer Vermeyin!!!

Sevdiklerinize değer vermeyin

çünkü değer verdikçe

kaybediyoruz onları

 

sevdiklerinize değer vermeyin,

çünkü değer verdikçe

biz değersizleşiyoruz

 

yani

 

sen değer verdikçe “hiçlik” buluyorsun karşılığında…

 

 

Müzik Kokulu Filmler

adamcoopersingingi_2140066b

Bölüm – 1

 

Nefes al, ver, al, ver…

anneme bir kordon ile bağlıyken açtım gözlerimi hayatıma…

o benim yaşam kaynağımdı ve onu kestiler…

doğarken ağladı derler ya…

aslında yalnızlığa atılan ilk adım da başladı hüzünler…

insan doğduğu andan itibaren bir olma savaşı içine giriyor…

ve en büyük savaşı aşk adı altında veriyor…

illa bir insana olmakta zorunda değil bu aşk…

tanrıya…

tabiata…

müziğe…

ne ye ihtiyacı varsa insanın

ona aşık oluyor…

o hayallerin peşinde koşuyor

ve defalarca beklentilerin hazin sonunda

defalarca acı çekiyor….

Hangi yanımız eksikse…

onun arzusu ve onun için savaşmaya başlıyoruz…

forest 3

Bölüm – 2

 

Yazının başlığı “Müzik Kokulu Filmler” de ne oluyor demişsinizdir, yazının gidişatı nereye varacak diye de düşünüyor olabilirsiniz (Gerçi kimsenin okuduğunu da düşünmüyorum)

İnsanın hayatına yön veren, iz bırakan filmler vardır mesela

forest 2forret-gump1

ben saflığı forrest gump tan öğrendim mesela, karşılıksız, her şeye rağmen sevmeyi…

geçmişin acılarını yalnızca koşarak, yalnızca geleceğe koşarak, geçmişte bırakmayı öğrendim…

Elizabethtown

ben çöküşü Elizabethtown filmiyle öğrendim mesela ve o çöküş sonrasında tekrardan verilen varolma savaşının yine kendini bulmakla aşılacağını

bir yolculuğun, yol müzikleriyle ve keşfetmeyle nasıl kendini bulduğun bir serüven olduğunu keşfettim…

özgürlük yolu 3 özgürlük yolu 1 özgürlük yolu 2

intowild2

Ben dünya düzeni ve sisteminin insanları köleleştirdiğini ve aslında yaşama amacımızın tamamen şuan ki sistemden farklı olduğunu “Into the Wild – Özgürlük yolu” filminden öğrendim… her ne kadar sonu mutsuz da bitse, hayatı anlamaya çalışma savaşına ilk bu filmle adım attım…

MI0002460841 Legend_Of_1900-1

Ben bir piyanonun tuşlarının 88 adet olduğunu ve 88 sınırlı tuştan sonsuz ruhlu müzikler yapılabileceğini “the legend of 1900 – 1900 efsanesi” filminden öğrendim… hayatın aslında ellindekilerden ibaret olduğunu ve elindekilerle sonsuzluğu senin oluşturabileceğini… dünyanın ise sonsuz tuşlu bir piyano olduğunu ve senin o sonsuzlukta kaybolacağını oysa kendini bilerek sonsuzluğa ulaşacağını öğrendim…

6a00d8341ca36653ef00e54f3438f08833-640wi

Ben bir çöküşü, pes etmeden savaşınca ulaşılan yükselişi, sonra tekrar şöhretin getirdiği çöküşü ve en sonunda tekrar olgunluğa erişilen noktayı öğrendim “Ray” filminden… insanların ego ve popüler kültürde kendini kaybettiğini fakat özün sağlamsa yeniden kendini bulabileceğini öğrendim….

shine-6

Ben ideallerin ve hırsların kontrolsüzlüğünde yaşanılan hayatların anlamsız olduğunu öğrendim “Shine”  filminde… ailelerimizin baskısı neticesinde bir hedeften diğerine yarış atı gibi savrulduğumuzu ve özümüzde kendimizi keşfe değil, sistemin başarı endeksine göre yaşadığımızı öğrendim ve bunu bilmeme rağmen bu topluma yine de kendimi kanıtlamam gerektiğini öğrendim… sisteme karşı olup yine de sisteme boyun eğmem gerektiğini öğrendim….

the-green-mile_539762 yeşil yol 1

Ben için ne kadar temiz olursa olsun insanların seni görmek istedikleri gibi gördüklerini ve senin ne yaparsan yap bunu değiştiremediğini ” the Green mile – Yeşil yol” filminde öğrendim… ve cüssen, dış görünüşün ne olursa olsun Asıl olanın insanın içi olduğunu öğrendim…

BVbqK2ECUAAF_HD 687474703a2f2f33362e6d656469612e74756d626c722e636f6d2f74756d626c725f6d3539356e675a66555a317169683062346f315f3534302e6a7067

her şeye rağmen sabretmeyi, yaşanılan tüm esaretlere rağmen elbet sabır ve inançla sonuca ulaşabileceğimizi ve bulunduğumuz yeri kendimizin cehennem ve ya cennete çevirdiğimizi ve umut devam ettikçe hayatında devam edeceğini ” The Shawshank Redemption – Esaretin Bedeli” filminden öğrendim….

v-for-vendetta v-for-Vendetta-kapakresimlerim.blogspot.com vforvendettarepliklerikapakresimlerisuite2

ve son olarak bu hayatta ki uyanışımı bana sunan tabi ki “V for Vendetta ” filmi olmuştur. Sistemin, yönetimin, siyasilerin, sanatçıların, halkın yani şuan ki birbirimizin üzerinde güç sağlamak için kullandığımız düzenin ne olduğunu en iyi anlatan filmdir ve filmin felsefesi replikleri tam bir uyanış sağlamıştır içimde, yani ben 14 yıldır sanatın bir köşesinden tutmaya çalışan ben” oğuzhan abdi oğuz” un sahneye çıkınca yazılan repliklerin dışında söylemek istediği kendince sözleri vardır, dinleyen herkesi uyandırmak için… bana bir amaç veren filmdir…

 

 

daha bir çok filmden bir çok hikaye daha hayata olan bakışımı değiştirdi benim… ama bu 9 film hayatın özetini anlamama yeterliydi…

ve tüm bu filmlerin kendileri kadar muhteşem melodilerden oluşan film müzikleri vardı…

hayatıma inceden dokunan melodiler… ve melodilerin filmdeki hikayelerinin ağırlığını taşıyan hikayeleri…

yani “müzik kokulu filmler” di hepsi…

1455153_10201803738468259_863599105_n

Bölüm – 3

 

insanların inandığı ve uğruna savaştığı şeyler vardır kendinisi bulduğu…

bu filmlerin izinde, bu hikayelerin içerisinde defalarca kendimi bulduğum hikayelerde yaşadım…

kendi hayatımda ise istediğim yalnızca ukdelerimin olmamasıydı…

hayat boyu unutmak istemediğim tek şey

göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden bu ömürde

geriye döndüğümde beni ben yapan biriktirdiğim anılara sahip olmak

ve yaşadım diyebilmekti…

ve felsefem her zaman…

kalpler kazanmak için yaşa olmuştu

oysa dünya düzeni o kadar kötü halde ki

iyi olmak sıradan bir şey olmalıyken şimdi sanki dünyada eşi benzeri bulunmayan bir değerli taş gibi

ama o taşa sahip olmak istemeyen bir sürüde insan var…

çünkü sistem o kadar içine çekmiş ki bozulmayı…

insanlar değişmek istemez olmuşlar….

ama yinede savaşımdan kendimce vazgeçmeyeceğim…

“sevgiyle büyümek isteyen ruhum” ne kadar acı çeksede…

bir beni bileceğim, bir kendimi

ve gerekiyorsa sukuta ermek

bileceğim ki bir gün susan tüm kelimeler, sevgiyle dillenecek yeniden…

ve yol müzikleriyle hayat “müzik kokulu filmler” kıvamında akmaya devam edecek…

 

oğuzhan abdi oğuz