Bir Pazar daha

bir pazar daha

suskun ve tek

bir başına bir odada kendinle kendi cümlelerinle

gece yatmadan izlenmiş duygusal bir film

kafaya konulmuş sevilmesede içilmek için bekleyen bir şarap şişesi

şarap bile daha tatlı daha güzel içimlik olmak için 1 saat havalandırılıyor…

peki ruhum bu kapana sıkılmış odada tek başına nasıl hava alabilir

elimde hüküm sürülen tuşlar ve tuşlarla yaratılan sonsuzluk dolu sözler ve cümlelerden başka

hiçbirşey yokken

arka fonda çalan “ah bu ben kendimi nerelerde bulsam-çekilsem sahillere hayaller mi kursam” sözleriyle

yeniden başlangıca teşvik eden düşüncelerle hüküm sürüyor

lanetlenmiş yanım

lanet

inanıyorum öyle birşeyin varlığına

kimine göre bu hayatta ki sınavımız

ben hep ortalama bir öğrenci oldum ki tanrım

nasıl başarıyla çıkarım sence bu sınavdan

ben hem ordan hem burdan çaldım herkesin gönlünü hoş tutmak için

kendi gönlümü mahçup etmemek için

söylesene tanrım ben hiç 100 olmadım ki bir sınavdan da senin sınavından nasıl başarıyla yüzümün akıyla çıkarım

tanrım

sen beni biliyorsun işte

ortalama bir insanım

sınavın kurtarması da yok

o yüzden izin ver bana

bir yudum daha alayım şu şaraptan

yoksa nasıl aksın kankırmızısı göz yaşları gözümden

ruhum nasıl kızıllara boyanmasın

dudaklarım nasıl dillenmesin en can alıcı duygularla

o yüzden izin ver de bana

bir yudum daha alayım şaraptan ve her tarafımı kankırmızısına boyayım…

bak hayalim bile orta yollıu

ne karanlık istiyor ne aydınlık beyazı çağırıyor

hafif can çekişmeli

kırmızıya çalası var

….. bırak izin ver tanrım…

tam o an da

Tam bunalımın son demlerindeyken

ruhu iyice çökertmek için bir film açıp, depresyonun en dibine inerken…

ve üzerine cila olsun diye tam da açmak üzereyken yıllanmış şarabı

tam da o an seslendin bana…

şimdi şarap tekrar eski yerinde…

film bitmiş durumda…

ve sesinle yeniden hayat bulan bir ben var….

şimdilik yine kurtulduk…

dibe batmaktan…

Hep aynı şeyler…

Tarih tekerrürden ibaret hayatta yaptığın hataların tekrarından…

Bu kaçıncı bunalım dolu an ve kaçıncı mağlubiyet kendime kendimce yenildiğim….

Kafam o kadar dolu ki

neredeyim

ne yapıyorum

hangi alemde geziyorum farkında bile değilim…

 

Sevdiklerinize Değer Vermeyin!!!

Sevdiklerinize değer vermeyin

çünkü değer verdikçe

kaybediyoruz onları

 

sevdiklerinize değer vermeyin,

çünkü değer verdikçe

biz değersizleşiyoruz

 

yani

 

sen değer verdikçe “hiçlik” buluyorsun karşılığında…

 

 

Müzik Kokulu Filmler

adamcoopersingingi_2140066b

Bölüm – 1

 

Nefes al, ver, al, ver…

anneme bir kordon ile bağlıyken açtım gözlerimi hayatıma…

o benim yaşam kaynağımdı ve onu kestiler…

doğarken ağladı derler ya…

aslında yalnızlığa atılan ilk adım da başladı hüzünler…

insan doğduğu andan itibaren bir olma savaşı içine giriyor…

ve en büyük savaşı aşk adı altında veriyor…

illa bir insana olmakta zorunda değil bu aşk…

tanrıya…

tabiata…

müziğe…

ne ye ihtiyacı varsa insanın

ona aşık oluyor…

o hayallerin peşinde koşuyor

ve defalarca beklentilerin hazin sonunda

defalarca acı çekiyor….

Hangi yanımız eksikse…

onun arzusu ve onun için savaşmaya başlıyoruz…

forest 3

Bölüm – 2

 

Yazının başlığı “Müzik Kokulu Filmler” de ne oluyor demişsinizdir, yazının gidişatı nereye varacak diye de düşünüyor olabilirsiniz (Gerçi kimsenin okuduğunu da düşünmüyorum)

İnsanın hayatına yön veren, iz bırakan filmler vardır mesela

forest 2forret-gump1

ben saflığı forrest gump tan öğrendim mesela, karşılıksız, her şeye rağmen sevmeyi…

geçmişin acılarını yalnızca koşarak, yalnızca geleceğe koşarak, geçmişte bırakmayı öğrendim…

Elizabethtown

ben çöküşü Elizabethtown filmiyle öğrendim mesela ve o çöküş sonrasında tekrardan verilen varolma savaşının yine kendini bulmakla aşılacağını

bir yolculuğun, yol müzikleriyle ve keşfetmeyle nasıl kendini bulduğun bir serüven olduğunu keşfettim…

özgürlük yolu 3 özgürlük yolu 1 özgürlük yolu 2

intowild2

Ben dünya düzeni ve sisteminin insanları köleleştirdiğini ve aslında yaşama amacımızın tamamen şuan ki sistemden farklı olduğunu “Into the Wild – Özgürlük yolu” filminden öğrendim… her ne kadar sonu mutsuz da bitse, hayatı anlamaya çalışma savaşına ilk bu filmle adım attım…

MI0002460841 Legend_Of_1900-1

Ben bir piyanonun tuşlarının 88 adet olduğunu ve 88 sınırlı tuştan sonsuz ruhlu müzikler yapılabileceğini “the legend of 1900 – 1900 efsanesi” filminden öğrendim… hayatın aslında ellindekilerden ibaret olduğunu ve elindekilerle sonsuzluğu senin oluşturabileceğini… dünyanın ise sonsuz tuşlu bir piyano olduğunu ve senin o sonsuzlukta kaybolacağını oysa kendini bilerek sonsuzluğa ulaşacağını öğrendim…

6a00d8341ca36653ef00e54f3438f08833-640wi

Ben bir çöküşü, pes etmeden savaşınca ulaşılan yükselişi, sonra tekrar şöhretin getirdiği çöküşü ve en sonunda tekrar olgunluğa erişilen noktayı öğrendim “Ray” filminden… insanların ego ve popüler kültürde kendini kaybettiğini fakat özün sağlamsa yeniden kendini bulabileceğini öğrendim….

shine-6

Ben ideallerin ve hırsların kontrolsüzlüğünde yaşanılan hayatların anlamsız olduğunu öğrendim “Shine”  filminde… ailelerimizin baskısı neticesinde bir hedeften diğerine yarış atı gibi savrulduğumuzu ve özümüzde kendimizi keşfe değil, sistemin başarı endeksine göre yaşadığımızı öğrendim ve bunu bilmeme rağmen bu topluma yine de kendimi kanıtlamam gerektiğini öğrendim… sisteme karşı olup yine de sisteme boyun eğmem gerektiğini öğrendim….

the-green-mile_539762 yeşil yol 1

Ben için ne kadar temiz olursa olsun insanların seni görmek istedikleri gibi gördüklerini ve senin ne yaparsan yap bunu değiştiremediğini ” the Green mile – Yeşil yol” filminde öğrendim… ve cüssen, dış görünüşün ne olursa olsun Asıl olanın insanın içi olduğunu öğrendim…

BVbqK2ECUAAF_HD 687474703a2f2f33362e6d656469612e74756d626c722e636f6d2f74756d626c725f6d3539356e675a66555a317169683062346f315f3534302e6a7067

her şeye rağmen sabretmeyi, yaşanılan tüm esaretlere rağmen elbet sabır ve inançla sonuca ulaşabileceğimizi ve bulunduğumuz yeri kendimizin cehennem ve ya cennete çevirdiğimizi ve umut devam ettikçe hayatında devam edeceğini ” The Shawshank Redemption – Esaretin Bedeli” filminden öğrendim….

v-for-vendetta v-for-Vendetta-kapakresimlerim.blogspot.com vforvendettarepliklerikapakresimlerisuite2

ve son olarak bu hayatta ki uyanışımı bana sunan tabi ki “V for Vendetta ” filmi olmuştur. Sistemin, yönetimin, siyasilerin, sanatçıların, halkın yani şuan ki birbirimizin üzerinde güç sağlamak için kullandığımız düzenin ne olduğunu en iyi anlatan filmdir ve filmin felsefesi replikleri tam bir uyanış sağlamıştır içimde, yani ben 14 yıldır sanatın bir köşesinden tutmaya çalışan ben” oğuzhan abdi oğuz” un sahneye çıkınca yazılan repliklerin dışında söylemek istediği kendince sözleri vardır, dinleyen herkesi uyandırmak için… bana bir amaç veren filmdir…

 

 

daha bir çok filmden bir çok hikaye daha hayata olan bakışımı değiştirdi benim… ama bu 9 film hayatın özetini anlamama yeterliydi…

ve tüm bu filmlerin kendileri kadar muhteşem melodilerden oluşan film müzikleri vardı…

hayatıma inceden dokunan melodiler… ve melodilerin filmdeki hikayelerinin ağırlığını taşıyan hikayeleri…

yani “müzik kokulu filmler” di hepsi…

1455153_10201803738468259_863599105_n

Bölüm – 3

 

insanların inandığı ve uğruna savaştığı şeyler vardır kendinisi bulduğu…

bu filmlerin izinde, bu hikayelerin içerisinde defalarca kendimi bulduğum hikayelerde yaşadım…

kendi hayatımda ise istediğim yalnızca ukdelerimin olmamasıydı…

hayat boyu unutmak istemediğim tek şey

göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden bu ömürde

geriye döndüğümde beni ben yapan biriktirdiğim anılara sahip olmak

ve yaşadım diyebilmekti…

ve felsefem her zaman…

kalpler kazanmak için yaşa olmuştu

oysa dünya düzeni o kadar kötü halde ki

iyi olmak sıradan bir şey olmalıyken şimdi sanki dünyada eşi benzeri bulunmayan bir değerli taş gibi

ama o taşa sahip olmak istemeyen bir sürüde insan var…

çünkü sistem o kadar içine çekmiş ki bozulmayı…

insanlar değişmek istemez olmuşlar….

ama yinede savaşımdan kendimce vazgeçmeyeceğim…

“sevgiyle büyümek isteyen ruhum” ne kadar acı çeksede…

bir beni bileceğim, bir kendimi

ve gerekiyorsa sukuta ermek

bileceğim ki bir gün susan tüm kelimeler, sevgiyle dillenecek yeniden…

ve yol müzikleriyle hayat “müzik kokulu filmler” kıvamında akmaya devam edecek…

 

oğuzhan abdi oğuz

zamanı geri alabilme şansımız var mı?

an itibari ile hissettiğim şey

zamanı geri alabilme şansımız var mı

çok bir şey istemiyorum aslında

şöyle yapsaydım böyle mi olurdu acaba da değil

sadece ufak tefek hatalarımı düzeltsem yeterdi

ben zaten bendim

sadece bazen sessizliğimi çoğaltmak isterdim

bazen de geleceğe damlaya damlaya göl olacak ufak birikintiler bırakmayı

çok bir şey istemezdim aslında

yaşadıklarımı düzeltmekte

sadece ufak yanlış anlaşılmalarımı tamir etsem yeterdi bana

tek korkusu yanlış tanınmak olan benim

tek isteğimde yanlış tanıdığına inandığım insanlarla olan ilişkilerime

azıcık farklı hisler eklemek olurdu

ama işte geri alamıyoruz zamanı

geçip giden gelmiyor geri

gelecek olanda iz taşıyor şuan ve geçmişten

sen sen olamıyorsun daha sonra

ve izler kalıyor hislerinde

izler kalıyor yaşantılarında

oysa sıfırlanabilseydik

bilirdiniz beni gerçekten…

oğuzhan abdi oğuz

 

hayat kırıklıkları

bilmem kaçıncı defa yapılmış hata

ve her defasında değişeceğim deyip

yine aynı adımları tekrarlamak

neden bu kadar saf ki içim

hayatın reklamlardan ibaret olduğunu unutuyorum her defasında

yorgunum

iyi olduğuna inandığım her şeyin , bir saflık, bir acizlik olduğunu anladığımdan beri

sadece yorgunum

değişmem gerektiğini gördükçe, artık sistemin sevgi, his, duygulardan değilde

mantık, güç, rahatlık ekseninden geçtiğini fark ettiğimden beri yorgunum

günden güne hissediyorum

sadece sevgiyle büyümek isteyen kalbimin her defasında yaşadığı hayal kırıklıkları ile git gide suskunlaştığını

hissediyorum içimde sayfalarca konuşup dışımdan sadece o da zorla iyiyim ben dediğimi

beni ben olduğum için , beni ben olarak görmeli dünya ama her defasında değişmeliyim demekten yoruldum…

yılların duygusal buhranları ve ben uğruna inandığım savaştığım her şeyin artık diğer insanlar için anlamsız olduğunu gördüğümden beri karma karışığım…

hayır depresif bir insan değilim

hayır sorunlu da değilim

bunalımda hiç değilim

evet kendimi biliyyorum

evet inancım tam hayata

lakin hayat kırıklıklarım var sadece

eğer kelimeler dökülüyorsa

dudaklarımdan dostlara

ellerimden dualara

sebebi sadece beklenti sitemlerindendir

ve yalnızca hayat kırıklıklarımdandır tüm bu haykırışlarım

bazen inanarak

bazen yaşayarak

bazen bana bile ait olmayan bir film kahramanının hayat hikayesinden yansır bu duygular

ve dillenir…

bazen sözcüsüyümdür bu hayat kırıklıklarının

bazen de bizzat kendim yaşarım

tek savaşımsa

tüm hayat kırıklıklarına rağmen

kendimi asla terketmemek

 

oğuzhan abdi oğuz

 

yarınlara susmak

dudaklarım mühürlü

tüm yaşanmışlıklarımın ağırlığı altında

söylesenize insan yaşadıkça mı sukuta eriyor

çocukken sorularla, merak ettiğimiz şeyleri öğrenmek ve keşfetmek için devamlı konuşurken

kendimizi anlatmak için kelimelerle, olmadı hareketlerimizle

yada bebekken gülerek , ağlayarak ifade ederken

yaşlandıkça mı susuyoruz…

günden güne ölüme yaklaşırken

geçmişi andıkça

yarınlarıma sustuğumu hissediyorum

 

oğuzhan abdi oğuz

 

DİL SAVAŞLARI (TÜRKÇEYİ KAYBEDİYORUZ)

UntitledLLLLLL-1

 

Bu sefer çok uzun uzadıya yazmayacağım. Bilirim ki zaten okumayacaksınız!

Her genç gibi bende devlet memuru olmak için Kpss dershanesine gitmekteyim. Şimdi siz dersin Türkçe olmasından mütevellit bir konu bekliyor olabilirsiniz lakin ben size tarih dersimizden yapacağım başlangıcımı…

Tarih dersimizde İslamiyet öncesi Türk tarihini ve İslamiyet sonrası Türk tarihini işlerken iki farklı kitabın bahsi geçti.

Birincisi “Divânu Lügati’t-Türk  Kaşgarlı Mahmud tarafındanBağdat‘ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür.” Kaynak:wikipedia

İkincisi ise “Muhakemetü’l-Lugateyn 15. yüzyıl edebî şahsiyetlerinden ünlü Ali Şir Nevaî tarafından Çağatay Türkçesi ile yazılmış bir eserdir.” Kaynak: wikipedia

 

Bu iki kitabın özelliği Türkçenin Arapça ve Farsça dan üstün bir dil olduğunu kanıtlamak için yazılmış olmaları ve bunu kanıtlamalarıdır.

Göktürk ve Uygur alfabelerimizin olması ve kullandığımız dilin bilimsel açıdan da sağlam olmasına nazaran bana göre yabancı sevdamızdan dolayı “Farsça, Arapça ve şimdide İngilizce” dillerinden etkilenip kendi dil benliğimizi kaybediyoruz.

Mustafa Kemal ATATÜRK Dil ve Tarih kurumunu kurarken, kendi yazımıyla Geometri kitabı çıkarırken, Latin alfabesine dönerek öz Türkçe’ye yönelik çalışmalar yapmasına rağmen geldiğimiz nokta ortadadır.

Benim en sevdiğim bilim insanı olan Oktay SİNANOĞLU’da bu konularda araştırmalar yapmış ve “Bye Bye Türkçe” kitabını yazmıştır.

Şimdi bu yazdıklarımı okumuşsanız kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın, mağazalarda, özel firmalarda, çocuklarımızın isimlerinde, kurum ve kuruluşlarımızda, televizyonlarda… Türkçe ne kaldı…

Karma bir dil kullanıyoruz ve her geçen gün yeni terimlerle Türkçe’mizi kaybediyoruz…

Siz buna razı mısınız?

Bu yazıyı okuduktan sonra sadece biraz düşünün, çözüm kültürümüze sahip çıkmakta… buna hazır mısınız?

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

RANDOM

Büyümek istemiyordum. Hem de hiç…
Oyunların arasında geçen bir düzen hakimdi soluksuz kalan dünyada…

Ben bendim her zaman ki gibi..
Oyunsuz, Suskun, kendimce…

ve hiç istemiyordum büyümek…

büyüdükçe değişiyor muydu dünya…

bir şey fark ettim…

ben büyümesemde dünya artık küçük yaşta olgunlaşıyor…

artık çocuk olmakta, çocuk kalmakta çok zor…

gülmenin, eğlenmenin diğer adı sorumsuzluk olmuşsa…

hayat kendini ciddiye alanların sisteminin esiri olmuş demektir….

_______________

Özgürlük kendini yalnızlıkla bezemiştir. Özgürlüğün savunucusu daima yalnızdır.