zamanı geri alabilme şansımız var mı?

an itibari ile hissettiğim şey

zamanı geri alabilme şansımız var mı

çok bir şey istemiyorum aslında

şöyle yapsaydım böyle mi olurdu acaba da değil

sadece ufak tefek hatalarımı düzeltsem yeterdi

ben zaten bendim

sadece bazen sessizliğimi çoğaltmak isterdim

bazen de geleceğe damlaya damlaya göl olacak ufak birikintiler bırakmayı

çok bir şey istemezdim aslında

yaşadıklarımı düzeltmekte

sadece ufak yanlış anlaşılmalarımı tamir etsem yeterdi bana

tek korkusu yanlış tanınmak olan benim

tek isteğimde yanlış tanıdığına inandığım insanlarla olan ilişkilerime

azıcık farklı hisler eklemek olurdu

ama işte geri alamıyoruz zamanı

geçip giden gelmiyor geri

gelecek olanda iz taşıyor şuan ve geçmişten

sen sen olamıyorsun daha sonra

ve izler kalıyor hislerinde

izler kalıyor yaşantılarında

oysa sıfırlanabilseydik

bilirdiniz beni gerçekten…

oğuzhan abdi oğuz

 

hayat kırıklıkları

bilmem kaçıncı defa yapılmış hata

ve her defasında değişeceğim deyip

yine aynı adımları tekrarlamak

neden bu kadar saf ki içim

hayatın reklamlardan ibaret olduğunu unutuyorum her defasında

yorgunum

iyi olduğuna inandığım her şeyin , bir saflık, bir acizlik olduğunu anladığımdan beri

sadece yorgunum

değişmem gerektiğini gördükçe, artık sistemin sevgi, his, duygulardan değilde

mantık, güç, rahatlık ekseninden geçtiğini fark ettiğimden beri yorgunum

günden güne hissediyorum

sadece sevgiyle büyümek isteyen kalbimin her defasında yaşadığı hayal kırıklıkları ile git gide suskunlaştığını

hissediyorum içimde sayfalarca konuşup dışımdan sadece o da zorla iyiyim ben dediğimi

beni ben olduğum için , beni ben olarak görmeli dünya ama her defasında değişmeliyim demekten yoruldum…

yılların duygusal buhranları ve ben uğruna inandığım savaştığım her şeyin artık diğer insanlar için anlamsız olduğunu gördüğümden beri karma karışığım…

hayır depresif bir insan değilim

hayır sorunlu da değilim

bunalımda hiç değilim

evet kendimi biliyyorum

evet inancım tam hayata

lakin hayat kırıklıklarım var sadece

eğer kelimeler dökülüyorsa

dudaklarımdan dostlara

ellerimden dualara

sebebi sadece beklenti sitemlerindendir

ve yalnızca hayat kırıklıklarımdandır tüm bu haykırışlarım

bazen inanarak

bazen yaşayarak

bazen bana bile ait olmayan bir film kahramanının hayat hikayesinden yansır bu duygular

ve dillenir…

bazen sözcüsüyümdür bu hayat kırıklıklarının

bazen de bizzat kendim yaşarım

tek savaşımsa

tüm hayat kırıklıklarına rağmen

kendimi asla terketmemek

 

oğuzhan abdi oğuz

 

yarınlara susmak

dudaklarım mühürlü

tüm yaşanmışlıklarımın ağırlığı altında

söylesenize insan yaşadıkça mı sukuta eriyor

çocukken sorularla, merak ettiğimiz şeyleri öğrenmek ve keşfetmek için devamlı konuşurken

kendimizi anlatmak için kelimelerle, olmadı hareketlerimizle

yada bebekken gülerek , ağlayarak ifade ederken

yaşlandıkça mı susuyoruz…

günden güne ölüme yaklaşırken

geçmişi andıkça

yarınlarıma sustuğumu hissediyorum

 

oğuzhan abdi oğuz

 

DİL SAVAŞLARI (TÜRKÇEYİ KAYBEDİYORUZ)

UntitledLLLLLL-1

 

Bu sefer çok uzun uzadıya yazmayacağım. Bilirim ki zaten okumayacaksınız!

Her genç gibi bende devlet memuru olmak için Kpss dershanesine gitmekteyim. Şimdi siz dersin Türkçe olmasından mütevellit bir konu bekliyor olabilirsiniz lakin ben size tarih dersimizden yapacağım başlangıcımı…

Tarih dersimizde İslamiyet öncesi Türk tarihini ve İslamiyet sonrası Türk tarihini işlerken iki farklı kitabın bahsi geçti.

Birincisi “Divânu Lügati’t-Türk  Kaşgarlı Mahmud tarafındanBağdat‘ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür.” Kaynak:wikipedia

İkincisi ise “Muhakemetü’l-Lugateyn 15. yüzyıl edebî şahsiyetlerinden ünlü Ali Şir Nevaî tarafından Çağatay Türkçesi ile yazılmış bir eserdir.” Kaynak: wikipedia

 

Bu iki kitabın özelliği Türkçenin Arapça ve Farsça dan üstün bir dil olduğunu kanıtlamak için yazılmış olmaları ve bunu kanıtlamalarıdır.

Göktürk ve Uygur alfabelerimizin olması ve kullandığımız dilin bilimsel açıdan da sağlam olmasına nazaran bana göre yabancı sevdamızdan dolayı “Farsça, Arapça ve şimdide İngilizce” dillerinden etkilenip kendi dil benliğimizi kaybediyoruz.

Mustafa Kemal ATATÜRK Dil ve Tarih kurumunu kurarken, kendi yazımıyla Geometri kitabı çıkarırken, Latin alfabesine dönerek öz Türkçe’ye yönelik çalışmalar yapmasına rağmen geldiğimiz nokta ortadadır.

Benim en sevdiğim bilim insanı olan Oktay SİNANOĞLU’da bu konularda araştırmalar yapmış ve “Bye Bye Türkçe” kitabını yazmıştır.

Şimdi bu yazdıklarımı okumuşsanız kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın, mağazalarda, özel firmalarda, çocuklarımızın isimlerinde, kurum ve kuruluşlarımızda, televizyonlarda… Türkçe ne kaldı…

Karma bir dil kullanıyoruz ve her geçen gün yeni terimlerle Türkçe’mizi kaybediyoruz…

Siz buna razı mısınız?

Bu yazıyı okuduktan sonra sadece biraz düşünün, çözüm kültürümüze sahip çıkmakta… buna hazır mısınız?

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

RANDOM

Büyümek istemiyordum. Hem de hiç…
Oyunların arasında geçen bir düzen hakimdi soluksuz kalan dünyada…

Ben bendim her zaman ki gibi..
Oyunsuz, Suskun, kendimce…

ve hiç istemiyordum büyümek…

büyüdükçe değişiyor muydu dünya…

bir şey fark ettim…

ben büyümesemde dünya artık küçük yaşta olgunlaşıyor…

artık çocuk olmakta, çocuk kalmakta çok zor…

gülmenin, eğlenmenin diğer adı sorumsuzluk olmuşsa…

hayat kendini ciddiye alanların sisteminin esiri olmuş demektir….

_______________

Özgürlük kendini yalnızlıkla bezemiştir. Özgürlüğün savunucusu daima yalnızdır.

Anılarda Ölümsüzlük

love-memories-with-4you

 

adımlar

yavaş yavaş

sessizce

ilerler

çatpat ilk önce

sendeleyerek

sonra sağlam basmaya başlar

sonra koşmaya

sonra soluksuz kalırcasına

yollar katetmeye başlar ayaklar

sonra yavaşlar

kırışıklıklarıyla git gide sessizleşir ayaklar

zamanın sonunun gelişini haber verircesine

tekrar sendeler ayaklar

ve bir bakmışın ayaklar durmuş

etrafını toprak doldurmuş

gençliğinde kumsala gömdüğün

şimdi geride bir hayat bırakmış

belki çürümek belki tekrar filizlenmek için

etrafı toprak altında

gözünü açıp kapar ya insan

işte o kadar kısa bir hayattı bizimkisi

sadece biriktirdiğimiz anılarla

uzun metrajlı halini çektik

izi kalırcasına geçmişin

ve her hikaye her kahramanda

bir parça daha biz bıraktık

öldük belki ama

hala yaşadık

anılarla ölümsüzlüğü…

 

oğuzhan abdi oğuz

Ve Zaman Fısıldayacak Her Zaman Umut Olduğunu…

cehennem zaman

 

Buz Tutmuş Duyguların Zamanla Acılarla, İçi Yana Yana Eriyip, Duygu Cehennemlerinde Yanışını Gördüm Defalarca…
Kimi Zebani İnsani Güzelliğin Ardına Saklanmış Bir Surette Kandırdı, Kimi Kendi İç Hesaplaşmalarım İçerisinde Beni…
Ruh Kayıp Şimdi…

Yılların Getirmiş Olduğu Yorgunluk Hakim Artık Gözlerimde…
Kırışıklıklarım Artmakta, Saçlarım Hayat Hengamesinde Biraz Daha Toprak Rengine Bürünüyor…
Alın Yazılarımız Arttıkça, Alnımızda Açılıyor Zamandan Önce İlerlemeye Çalışırcasına, Geleceğe…

Bilirim Dünya Tozpembe Değil…
Zamandır Benim En İyi Öğretmenim…
Öğretti Bana Mutluyken Mutsuzluğu,
Gülerken Ağlamayı,
Yaşarken Ölmeyi,
Susarken Konuşmayı…

Gözlerle Konuştuk Önce, Sonra Bedenimiz Konuştu Günden Güne Toprağa Doğru Çekildikçe…
Toprak Kuru,
Toprak Rüzgarla Sert Bir Savaşçı,
Bir Yağmurla Yumuşak, Filizlenen Bir Dal

Hangisiydi Yaşantım…

Her Gözyaşından Sonra Filizlendim Mi Tekrar Saf Duygularla…
Her Öfke Dolu Anıdan Sonra Sert Esen Bir Rüzgarın Savurduğu Parçalarla Zedeledim Mi Etrafı…
Bildiğim Her yere Bir Parçamın Dağıldığı…

Toplayamıyorum Kendimi…

İyilerimin Yanında En Çok Dağılmışlığım Var…
Bilirim Bu Dünyada Da Cehennemi Yaşayanlar Var…
Cehennem… Eriyip Gitmek Mi Acı Veren, Yada İçindeki Bu Ateşi Söndürememek Mi…
Neden-Lerle Başlayan Bir Sürü Sorum Var Sana…

Onca Başarının, Onca İyi Olma Savaşının, Onca Kazanılmış Yüreğin, Onca Kahramanlık Öykülerimin Yanında Bu Başarısızlık Neden…

Başaramıyorum, Anlayamıyorum… Ne Sorunu Çözebiliyorum, Ne Sorunu Anlayabiliyorum…
Genellemelerle İlerlerken Bakıyorum Kendime…
Böyle Olmamam Gerek Aslında…
Ama Ne Hikmetse Bana Bahşedilen Yalnız Yürümek…

Yalnız…

Bir Ben Var Benden İçeri
Bir Ben Var
Bir Ben
Bir

….

Yorgunum… Benim Suçum Değil Ama Bu Sefer Yorgun Olmam,
Tamamen Zamanın Etkisi Hakim Yıkıntılarıma….

Belki Bana Da Gülecek Hayat

Belki Şimdi

Belki Son Nefesimi Verirken

Ben Bekleyeceğim Mecburen…

Ait Olmak İçin Ait Olunmayı…

 

Zaman

Bilirim Yamansın

Ama Netsin

Yaşarken Tadını Al Dersin

Geçerken Bak Geç Kaldın Dersin

Geleceğe Umutla Bak Dersin

Bir Şekilde Nefes Almamıza Nedensin…

Geç Kaldığımı Hissetsem de Bu Hayata

Düzen Ve Sistemlerinize Yenilmek İstemiyorum…

Kendim İçin Ne Biliyorsam

Kendi İçimdeki Gibiyim Hep…

…..

Evet Savaştayım Şimdi.

Cehennemimle Savaştayım,

Ama Yılmadan Sonu Gelmez Savaştan Elbet Geleceğim Galip…

Bitecek Elbet Her şeyin Bittiği Gibi Bu Da…

Bitecek…

Ve Bende Güleceğim Artık…

 

Babama Sormuştum Bir Gün; ” Baba Seni Bu Hayatta Ne Mutlu Eder”

Babam Dedi Ki; “Oğlum, Evlenip Çocuğunla Eşinle Bizi Ziyarete Gelmen”

Bende Babamın Oğluyum İşte

Bu Hayatta Sorarsa Bir Gün Birisi

“Seni Bu Hayatta Ne Mutlu Eder” Diye

“Beni Ben Olarak Görüp, İçimi Anlayan Biri Olsun, Gözleri Işıl Işıl Bana Baksın Ve Bende Avuçlarıma Yüzünü Sığdırıp Sonsuzluğu Bahşedeyim”

Ne Sistem Köleliğinizdir İstediğim Ne Kara Düzeniniz.

Sevgidir Beklediğim

Ve Umutsuzda Olsam

Cehennemde De

Bilirim Bitecek, Eriyip Gidilen Günlerde

Ve Gelecek Beklenen…

 

Ben Ne Kadar Karamsar Olsam da

Zaman Fılısdayacak

Her Zaman

Umut Olduğunu…

 

Oğuzhan Abdi Oğuz

 

Ay’a Aşık Gece…

ay ve gece

 

Gece
Ay Işığına Aşık
Ay Binlerce Yıldızın Kendine Olan Hayranlığı Altında
Kendini Beğenmiş Ve Havalı

Gece
Karanlık Ve Sisli
İçinde Şarkılar Gizli

Ay’ın Etrafında
Binlerce Şarkı Mırıldanan
Ay’a Hayran Yıldız Taneleri

Gece
Kendince, Kendiyle
Sessizliğinin Mırıltılarıyla
Ruhuna Seslendiriyor
Ay’a Olan Aşkını
Gece
Ürkek Ve Utangac
Kalbini Aydınlatan
O Kocaman Işık Topu Ay Parçasına
Daha İlk Günden Beri Aşık
Gece
Ay’a Aşık
Ay Kendine

Ay
Etrafındaki Yıldız Tanelerinin
Kendisine Yaktığı Aşk Şarkılarından Beslenerek
Parlıyor Işıl Işıl Daha Fazla

Ay Kendini Beğenmiş
Gece Umutsuzca Uzaktan İzliyor Aşkını
Ve
Ay Sönüyor Yavaşta
Tükeniyor
Geçiyor Tüm Şan Ve Şöhret

Güneş Parlıyor Uzaktan
Bakamıyorsun
Göremiyorsun
O Derece Parlak Hani
Bakarsan Körsün
Dokunursan Yanarsın

Ay Sönüyor
Gidiyor Tüm İhtişamı

Ve Birer Birer
Gidiyor Tüm Yıldız Taneleri
Ayın Etrafından

Ay Kederli
Ay Yalnız

Gece
Ay’a Hala Aşık
Hala Yanında

Ay Söndükce
Gece Ruhunda Aydınlanıyor

Gece
Bırakmıyor Yalnız Ay’ı
Sarıyor Karanlığına
Aşkını Terketmiyor

Güneş Aydınlanıyor
Gece Ay’ın peşinden gidiyor…

Gece Ve Ay Uzaktan İki Aşık
Söylenemeyen Cümlelerle
Sönüp Gidiyorlar

Bir Aşk Hikayesi Daha
Kavuşamadan Bitiyor…

Oğuzhan Abdi Oğuz

 

Şiir Yazan Erkek

siir yazan erkek

Sahtelikler içerisindedir Aşk
Mesela kadınlar şiir yazan, seven erkek sevmezler
ama aşıklardır, Cemal Süreyya’ya , Orhan Veli’ye
Ne tezattır ki
Şiir yazan erkektir
ve hep bir sevdanın peşindedir…
Oysa okudukları mısralar kadar değer verselerdi
Hangi acı kalırdı kavuşamamanın hasretliğinde
Tüm şiir yazan erkeklerin yüreğinde

Biz şiir yazarız
ve siz gider başkasını seversiniz
Bizim dizelerimiz ve mısralarımızla
Ona aşkınızı dile getirirsiniz
Çünkü Aşk
Sahtelikler içerisindedir
Dürüst asla değildir
ve kadınlar şiir yazan erkek sevmez
Şiir yazdıran kadınları severler…
oğuzhan abdi oğuz

AŞKIN EN GÜZEL ZAMANI

2652626262

Hani küçüktük
ellerimiz küçüktü
bedenimiz

biz küçücüktük

hayallerimiz büyüktü
kalbimiz büyüktü
saftık

annelerimizle gezerken o günden bu güne
pastalar börekler içerisinde tanıdık aşkı

gözlerinden kaçırdık gözlerimizi
bir odadan diğer odaya kaçtık
korktuk çünkü sevmekten

küçükken hislerimizle tanırdık yaşamı
küçükken anladık sevginin, aşkın
sadece acıdan ibaret korkulası olduğunu

yüreğimiz saftı yinede
o kadar masum sevdik ki birbirimizi
sadece yanyana olmaktı arzumuz

şimdi büyüdük
ne saflık kaldı, ne sevgiden kaçış

elde kalan yalnızca
çıkarlar üzerine kurulu sevdalar

kirlendikçe ruhlar
dönüp baktık defalarca geçmişe

her ne kadar korktuysakta
aşk en güzel
çocukken yaşandı
saf
temiz

Aşkın En Güzel Zamanı
Çocukluğumuzdu

oğuzhan abdi oğuz