Aslında 29 Yıldır Suskunum…


mum_Nettekeyif

Bir ara her doğum günümde o yıla ait düşüncelerimi yazardım… geleneksel doğum günü yazıları… sonra bir baktım ki yaz yaz nereye kadar sustum…

Sustum sandım daha yeni sanki… ama şimdi farkediyorum doğduğumdan beri sustuğumu…

Susmak bulunduğun ortamı kabullenmektir…

Susmak haklı veya haksız durumları kabullenmektir…

Susmak görünmez olmaktı aslında…

GÖRÜNMEZ OLMAK…

ben hep mi görünmezdim

yada hep etkisiz eleman ben miydim

boşluk dolduran mıydım sadece

evet işler başarıyordum

evet yetenekliydim

zekiydim

ama kendime mi

diğer insanlara mı

aynen diğer insanların işlerinde oldukça vardım

işleri bittikçe yoktum

aranan değildim ki işleri düşmedikçe…

yanlış anlaşılmasın çıkar ilişkisi değildi bu anlar…

o an ların getirmiş olduğu serüvenlerdi sadece…

ama ben kendimi unuttum işte

ben kendimi unutmuşken

diğer insanlarda suskun beni görmezden gelmeye devam ettiler…

hani anlayışlıydım ben

hep anlardım insanları

insanlık halı

şans

kısmet

deyip hep anlardım onları

ve hooooooopppp düş 2’nci plana

çünkü oğuz anlar ya

….

silinip gideceğiz bu hayattan

yavaşca

o zamanda susacağız işte

yine gelecekler diyecekler iyi bilirdik

evet iyiyim ben

iyi bileceksiniz

inancım tam…

ama görünmezliğim devam edecek

bu sefer sonsuzluğa doğru…

ve alışkanlığımı edinmediğiniz hayatlarınız

devam edecek

unutulmak kolay olacak

çünkü suskundum ben

bahanenizde hazır olacak…

etkisiz eleman 1

1

tek

birbaşına

ben 1 dim işte

yanıma sıfırlar geldikce

onlar yüzler binler milyonlar ettim ama

tektim ben

kendimleydim

….

kazım koyuncu diyorya

ayrılığın şarkısında

“şarkılar bir çığlığa sığınmaksa şimdi” diye

şuan sığınıyorum işte

notalarında ki hüzünle…

…..

biraz karışık biraz anlamsız biraz buhranlı belki kelimeler

cümlelerde sitem dolu gibi

oysa öyle değil

kendimi anlıyorum sadece

bu hayatta ki yerimi

29 yıl dile kolay

yaş 35 yolun yarısına son dan 6 var

ve düşününce

sürpriz adı altında ki anıları

nerdeler

bulamıyorum hiç

olmadı ki

sürpriz

şaşkın veya şaşırmış bir fotoğrafım bile yoktur…

yada dur ya

düşündümde özel günlerime ait arkadaşlarımın yaptığı sürprizle dolu hiç anım yok

ben mi

benim arkadaşlarıma yaptığım sürprizler var baya

nede olsa insan yaşamak istediğini yaşatırmış…

….

hep tek başına başarıyorsan bu  hayatta birşeyleri

unutma suskunluğa hap solmuş çocuk

yalnızlığınla suskun gece sabahlamalarının kölesisin hep…

….

gece

dost

karanlığı aydınlatan yine kendi elinden çıkan bir kıvılcım ve ateş ve mum

kokular tütsülerle dolu odanda sarhoşluk etkisi

ruhunun yükselişi

şarkıların ninnisi

ritimlerde hayatlar

SON BİR SİTEM GİBİ…

….

bu yılda böyle geçsin….

suskun…

ve tekrar bilmesini istiyorum ki

eski dostluklar vazgeçilmez

siz kendinizi biliyorsunuz

sizleri seviyorum….

iyi geceler

….

suskun

….

ne yaparsan yap verdiğin değeri bulamıyorsun bu hayatta….

……

 

oğuzhan abdi oğuz

22.08.1986-2015

___SUSKUN____

VE IŞIK YANAR, SAHNE AYDINLANIR…

uyarca-dekor

sahne

karanlık

ve sadece adımlarınla gıcırdayan

sahnenin sesi

ilerliyorsun

hafif bir müzik

adımlarını uyduruyorsun

karanlıktasın

sahnenin önüne doğru geldiğini hissediyorsun

duruyorsun

müzik kulağında gitgide yükseliyor

ve

ışık

yukarıdan

aydınlatıyor beni

etrafımda toz zerrecikleri dans ediyor

gözlerim kapalı

ellerimi açıyorum

ışığa doğru bakıyorum

müzik gitgide ritmini hızlandırıyor

bırakıyorum kendimi notalara

başımı indiriyorum

bakıyorum seyirci koltuklarında

benim hayatımı izlemeye gelenlere

evet

söyleyeceklerim var

uzun soluklu

yaşanmışlıklarım var

geçmişim var

aşklarım

acılarım

terk edilişlerim

yalnızlıklarım

ağladığım anlarım var

arada bir yerde mutlu olduklarım da

konuşuyorum

her zaman ki gibi

derdim hep kendimi anlatmaktı

ve insanların vazgeçilmezi olmak

oysa hep vazgeçtiler benden

hep kaldığım dört duvarımdır.

müzik

işte hayatım buydu

notalarda buldum hep kendimi

varlığımın tonlarında

gözlerimi kapatıp

hayallerimle

hayaller

hayat

sadece sonlardan ibaret o lanet

zamanın akmasını beklediğin şey

ve sonunu bile bile

yine de yaşamak

hayal ediyorum

SAHNE

KARANLIK

BEN ADIMLARIMLA İLERLİYORUM

IŞIK YANIYOR

BEN IŞIĞA BAKIYORUM

ELLERİMİ AÇIYORUM

ETRAFIMDA TOZ ZERRECİKLERİ

VE RUHUMU ÇEKİYOR IŞIK

SAHNE BİTİYOR

İZLEYENLER SONUNA GELİYOR HİKAYEMİN…

sadece anlıyorlar ki

oyun bitiyor

ve fark ediyorlar ki

SADECE YAŞADIM DEMEK İÇİN YAŞAMAK GEREK….

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

 

ŞARKI BİTİYOR, SESSİZLİK BAŞLIYOR

bir bakmışsın müzik gitgide sessizleşiyor…
bitişi hissettiriyor sana…
piyano tuşlarına uzun soluklu basıyor
her tonda daha derine işliyor notalar
kendinle başbaşa loş odanda…
ve susuyor müzik
ve susuyor dünya
bitişi hissettiriyor sana
adına aşk dediğin
sevgi dediğin
o büyüttüğün ruh
ayrılıyor bedenden
ve müzik susuyor
piyano tuşlarına basan gidiyor
sen bir başına kalıyorsun
sessizliğinle
geçiyorsun piyanonun başına
çalmayı deniyorsun
ama doğru tuşlarla doğru notaları bulamıyorsun
ve bırakıyorsun kendini tekrar sessizliğe
çünkü şarkı bitiyor
sessizlik başlıyor ruhunda…

oğuzhan abdi oğuz

DOĞU TÜRKİSTAN’A

Ezanla kalkar Türk dediğin
Vatan uğruna müslümanlık uğruna
Bağımsızlık uğruna ölür korkusuzca
Masallara destandır cesareti
Can nedir ki korku bilmez yüreği
Lugatıt türk de yazılmıştır destanımız
Oğuz kağanın torunlarıyız….

Oğuzhan Abdi OĞUZ

NE OLURDU SANKİ BİR KEREDE İNSANLIK KAZANSAYDI…

Ne olurdu sanki bir kere de insanlik kazansaydi…
Kalbi temiz, iyi niyetli yurekler ulassaydi mutluluga…
Hayat rengarenk olsaydi ya gokkusagi gibi,
Arada cikmasaydi,aranmasaydi huzur…
Hep yani basimizda olsaydi ya emekle yogrulmus sevgi…
Ve gitmeseydi ya…
Oysa hayat acimasiz ve hiclikle dolu…
Gozunu ac ve kapa bitti aslinda bu kadar…
Biz ayrintilarda, uzun metrajli halini yasiyoruz…
Sakli bir gizem hakim sadece seruvenlerimizde…
Yolculuklara ait anilarla…
Ben ben oldugum icin yorgunum aslinda…
Hayat benim ona baktigim gibi bakamiyor insanoglunun elinde…
Celilin kenara, rahat birakin hayati…
O da yasamak istiyor…

Oguzhan abdi oguz

ŞİZOFREN MEVSİMİ

108428_cover

 

Kuruntularla dolu düşüncülerin etkisi var balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının içerisinde…

Üzerime lobi tepelerinden gelen kara bulutlarla kuşku yağmurları yağıyor…

Bense duygu buhranlarıyla oluşan göletlerden kaçarak ilerlemeye çalışıyorum…

Kuşku yağmurlarının duygu damlalarıyla bakamıyorum karşımda sokakta duran insanların yüzlerine…

Yağmura rağmen bir köşede toplanmış insanlar görüyorum…

Belli belirsiz gözüme çarpıyor yüzlerindeki gizli duygular…

Kendime yoruyorum Şizofren mevsimim de tüm ihanet olgularını…

Ekilen kuşku tohumları filiz vermeye başlıyor… ve açıyor kuruntu çiçeklerini…

Sanki Komplo Ülkesinde Güvensizlik şehrinde yapayalnız kalmışım…

Oysa ruhum düşmeseydi duygu buhranları göletlerine… belkide bu kadar kirlenmezdi tercüman hislerimin art niyeti…

ve herşeye rağmen hala bakıyorum gökyüzüne…

bazen uzun yolculuklara çıkıyorum…

belki..

Belki görürüm diye saflıklar şehrinin, toy duygularına ait insanları diye…

Belki gökyüzünde umut güneşi doğar ve tabiat sevgi baharlarıyla yeşerir diye…

Bilmem belki gördüğüm o yeni tebessüm…

Bana yeniden saflığımla barışmama neden olur ve…

sararım sımsıkı o yüreği…

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

Korumalı: 1

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

SİYASİ BUHRANLARIMIZ-1… (yine mi seçim !!!)

16907_4289163740410_799775513_n

günlerden seçime şu kadar gün kaldı günü…

sağ olsunlar siyasi parti liderleri “yine yeni yeniden” başladılar seçim vaatlerine..

bizim seçemediğimiz ama seçtiğimizi zannettiğimiz partilerin kendi çıkarlarına göre sıra sıra dizdiği millet vekili adayları da gözümüzün önünden yavaşça silinip gidiyorlar şu an…

nasıl olsa bizim için şehrimizde kimin millet vekili olmasını istediğimiz değil, hangi parti liderine sevdalandığımızdır önemli olan…

Öyle ya biz neye göre oy veriyoruz…

kime ve ne için…

futbol takımı tutar gibi parti tutuyoruz…

ne parti tüzüğü biliriz,

ne partinin ekonomi planını,

ne insan hakları fikirlerini,

ne de geleceğe yönelik planlarını…

“bildiğimiz yegane şey Bir partinin İsmi ve adeta aşık olduğumuz Lideri…”

 

günümüzde tam bir kaos ortamı içindeyiz, kabul etsek de etmesek de…

yargıya güvenin olmadığı…

polise güvenin olmadığı…

askere güvenin olmadığı…

devlete ve makamlarına güvenin olmadığı…

sınav sistemleriyle dolu ülkemin sınavlarına güvenin olmadığı…

hakemlere güvenin olmadığı…

federasyon başkanına güvenin olmadığı…

sanatçılara ve ünlülere güvenin olmadığı…

basına güvenin olmadığı…

anama, babama, arkadaşıma bile güvenmediğim bir kaos ortamındayız…

ne gerçek ne yalan bilinmez, bilmez bir haldeyiz…

bir bakıyoruz…

tarihimiz değişiyor…

evet bize okul hayatımızın başlangıcından beri öğretilen tarihimiz bile gelecekteki insanlarla güncelleniyor… kendince…

şimdi siz parti liderleri çıkıp bana vaatlerde bulunuyorsunuz ya…

biz sizi dinlemiyoruz ki aslında…

“biz eve götürdüğümüz 3-5 kuruşun hesabında aman yavrumun aldığı lokmaya bir şey olmasın diye sinmişiz…”

ve ben ne dersem diyeyim hep siz haklısınız ki…

zengin değilim ki millet vekili olayıp hakkımı savunayım….

yalaka değilim ki inanmadığım halde bir partinin altına girip çıkarlar elde edeyim…

ben işimde gücümdeyim…

yani tüm bu yazdıklarıma bakılınca sizlerin hiç birinize inanmıyor, savunmuyor, desteklemiyor, tanımıyorum…

ve inanın bunun suçlusu siz değilsiniz… sizi de kınamıyorum yani…

toplum böyle çünkü…

bakın sosyal medya dünyasına,

yada bir esnaf dükkanının önünde ki sohbete,

iş yerinizdeki arkadaşlarınıza…

herkes kendi sempatizanı olduğu parti ve liderini aklama çabasıyla, paylaşımlar, savunmalar, tartışmalar modunda…

ki suçlu suçunu kabul etse bile inanmayıp hala savunulan bir yapıdayken biz…

çünkü toplumun bir çok kesimi benliğini yitirmiş durumda…

ibadetin gizli ve kendine yapılması gereken inancımızda reklam ede ede camiye gidip, namaz kılıp, ahlaktan bahsedip, tartıda sahtekarlık yapan, 1’e aldığını 10’a satan, kazandığı parayı pavyonda yiyen yine halkın bir kesimi…

solcuyum deyip kendince marjinal olmayı hak sayıp, içki içen, ibadet etmeyen, nerede zevk düşkünlüğüne ait iş var onu yapan yine biz değil miyiz….

halk zaten kesim kesim kendi çıkarlarıyla kendine göre hayatı yaşamayı seçmiş, siyasileri hor görmek hakkımız mıdır.

kutuplaşıp, karşı düşüncelere kendimizi kapatıp, devamlı

birbirini aşağılamaya çalışan,

birbirine hakaretler savuran,

karşı düşünceleri dinlemeyen,

devamlı kavga eden,

yine biz değil miyiz…

 

hepimizin etiketleri var…

biz istemesek de çevremiz takıyor o etiketleri…

 

etiketlerin bol olduğu,

özgürlüğün olduğu ama özgürlüğün olmadığı,

yalanların, dolanların, ahlaksızlığın, reklam kokan hayatların, dinin, inancın tamamen sömürü haline geldiği bir yerde…

ne yapılabilinir ki…

 

sen daha halkına otobüste orta kapıdan binince bilet atmadan çarşıya gitsem ne güzel olur düşüncesinden kurtaramadı isen,

yada tramvaya biri görmeden kaçak binmeyi marifet sayan zihniyeti eğitememiş isen, ne beklersin ki gelecekten.

 

bizim daha bize saygımız yok ki…

 

ben yoruldum bu kutuplaşmadan… düşmanlıktan… çıkarcılıktan…

ne ye inanıyorsan inan

Önce Adaletli

Önce Dürüst

Önce Sevecen

Önce Saygılı

Önce Hoşgörüşü

Önce İNSAN olmak için ne gerekiyorsa… O şekilde ol sen..

Unutma topraktan geldik, toprağa gideceğiz…

Kalmadı kimseye bir şey bu hayattan…

Yunus Emre’nin dediği gibi…

Untitled-1

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

 

 

 

 

UMUT ÇİÇEKLERİ

singing-in-the-rain1 - Kopya

 

Burada da inceden yağan yağmur var
Grinin tonlarında da bulutlar
Hep gökyüzüne bakmaktan karardı ya içimiz
Bak tabiata
Her yağmurda hüzün değil
Yemyeşil umut çiçekleri açıyor
Biz bakmasını öğrenemedik
Yoksa hayat hep güzeldi…

Oğuzhan Abdi OĞUZ

YİNE Mİ SEN ARKADAŞ!!!

uuuu

“ALGILAR ve YANILGILAR içerisinde Televizyonlar karşısında Leş Kargaları gibiyiz artık…”

Oğuzhan Abdi OĞUZ

Susmak küçüklükten beri alışkanlığımız neredeyse, bence Türk Ata Sporu bile olabilir “SUSMAK” ve Türk Savaş Taktiği olarak da “SUSTURMAK” en iyi taktiğimiz bence…

BİLGİmizin olmadığı her alanda mutlaka bir FİKİR sahibi olduğumuz…

YALANların GERÇEK, GERÇEKlerin YALAN şekline büründüğü…

ALGIların YANILGIları doğurduğu…

Neyin DOĞRU ve neyin YANLIŞ olduğunu anlayamaz hale geldiğimiz bu günlerde, bu toplumda BASKIN KARAKTERLERİN HÜKMÜ diye bir devir yaşar hale geldik…

SESİNİ YÜKSELTEREK, kendi fikri dışındakilerin fikrini hiçe sayarak, benden olmayan benden değildir felsefesi ile benden olmayanlara baskı uygulayarak BASKIN KARAKTERLERİN HÜKMÜ karşısında oynanan oyunlar, sindirilen, susturulan, açlık sınırına hapsedilmiş bir yapıya dönüştü düzen…

Adamın yoksa, mevkin yok, işin yok, paran yok… hatta adamın yoksa sen bile yoksun arkadaş bu ülkede…

Eski Atasözlerimize baktığımızda bile bazıları bizi yönlendiriyor SUSMAYA…

Susmak evet bilgimizin olmadığı, alanımız olmayan konularda en iyi yapılması gereken şeydir aslında… Eğer karşımızda gerçekten bilgi sahibi biri varsa onu dinlemek ve söylediği her kelimeden bir şeyler öğrenmek ve susmak en doğru susma şeklidir.

Ama sen asgari ücretle açlık sınırının 1080 Tl olduğu ülkemizde mucizeleri gerçekleştiren insanları daha da aç bırakırım diye tehdit edip susturuyor isen (EY İŞVEREN), onların kişi hak ve hürriyetlerini hiçe sayıp (Devamlı mesai, asgari ücret üzerinden sigortalı gösterme, izin vermeme) BASKIN KARAKTER HÜKMÜ sürüyorsan, bana konuşma seni dinlemem, benim için bir hiçsin ey PATRON bir hiç… Unutma ki PARANIN HÜKMÜ DE BİTER BİR GÜN…

ve suskun halk bir gün sesini çıkarmaya başlar önemli olan HALK sesini çıkarmadan senin HALK’ın sesine kulak vermen gerekir ve onu anlaman…

vfv3

BASKIN KARAKTERİN HÜKMÜNÜ sürmeye devam edersen, bir gün SESSİZ HALKIN ÇIĞLIKLARI yok eder seni…

Sen milletvekili !!! isen, sen patron isen, sen Şef isen, sen insan isen unutma ki etrafında olan bitenin sesi olmalısın arkadaş… etrafa sessiz olmasını söylemek yerine…

Yabancı toplumun halkının çocukları geliyor ülkemize değişim programlarıyla ve şaşırıp kalıyoruz, kendilerini ne kadar iyi ifade ediyorlar diye…

Neden şaşırıyoruz ki….

Kendi çocuklarımızı aile eğitiminde, okul eğitiminde devamlı sus, otur, konuşma, yaramazlık yapma gibi kısıtlayıcı hareketlerle toplumun standart köle kesimine hazırlamıyor muyuz? Çocuklarımızın hayal güçlerini yok etmiyor muyuz… Çocuklarımızın hayal dünyasına çıkamıyoruz ki hiç… Çıkamadığımız gibi onların hayallerini de kendi hayalsiz dünyamıza indirgiyoruz….

ve evet yine ben arkadaş… söyleyecek sözlerim oldukça yine ben konuşacağım seninle…

anlatmaya çalışacağım…

sen diyeceksin ki…

yine uzun yazmışın…

arkadaş ne yazıp duruyorsun…

he ülkeyi sen kurtaracan heee…

deyip duracaksın ve bende sana rağmen…

YİNE BEN GELDİM ARKADAŞ… SÖYLEYECEK SÖZLERİMLE DİYECEĞİM SANA…. YİNE BEN GELDİM…

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ