ŞİZOFREN MEVSİMİ

108428_cover

 

Kuruntularla dolu düşüncülerin etkisi var balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının içerisinde…

Üzerime lobi tepelerinden gelen kara bulutlarla kuşku yağmurları yağıyor…

Bense duygu buhranlarıyla oluşan göletlerden kaçarak ilerlemeye çalışıyorum…

Kuşku yağmurlarının duygu damlalarıyla bakamıyorum karşımda sokakta duran insanların yüzlerine…

Yağmura rağmen bir köşede toplanmış insanlar görüyorum…

Belli belirsiz gözüme çarpıyor yüzlerindeki gizli duygular…

Kendime yoruyorum Şizofren mevsimim de tüm ihanet olgularını…

Ekilen kuşku tohumları filiz vermeye başlıyor… ve açıyor kuruntu çiçeklerini…

Sanki Komplo Ülkesinde Güvensizlik şehrinde yapayalnız kalmışım…

Oysa ruhum düşmeseydi duygu buhranları göletlerine… belkide bu kadar kirlenmezdi tercüman hislerimin art niyeti…

ve herşeye rağmen hala bakıyorum gökyüzüne…

bazen uzun yolculuklara çıkıyorum…

belki..

Belki görürüm diye saflıklar şehrinin, toy duygularına ait insanları diye…

Belki gökyüzünde umut güneşi doğar ve tabiat sevgi baharlarıyla yeşerir diye…

Bilmem belki gördüğüm o yeni tebessüm…

Bana yeniden saflığımla barışmama neden olur ve…

sararım sımsıkı o yüreği…

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

Korumalı: 1

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

SİYASİ BUHRANLARIMIZ-1… (yine mi seçim !!!)

16907_4289163740410_799775513_n

günlerden seçime şu kadar gün kaldı günü…

sağ olsunlar siyasi parti liderleri “yine yeni yeniden” başladılar seçim vaatlerine..

bizim seçemediğimiz ama seçtiğimizi zannettiğimiz partilerin kendi çıkarlarına göre sıra sıra dizdiği millet vekili adayları da gözümüzün önünden yavaşça silinip gidiyorlar şu an…

nasıl olsa bizim için şehrimizde kimin millet vekili olmasını istediğimiz değil, hangi parti liderine sevdalandığımızdır önemli olan…

Öyle ya biz neye göre oy veriyoruz…

kime ve ne için…

futbol takımı tutar gibi parti tutuyoruz…

ne parti tüzüğü biliriz,

ne partinin ekonomi planını,

ne insan hakları fikirlerini,

ne de geleceğe yönelik planlarını…

“bildiğimiz yegane şey Bir partinin İsmi ve adeta aşık olduğumuz Lideri…”

 

günümüzde tam bir kaos ortamı içindeyiz, kabul etsek de etmesek de…

yargıya güvenin olmadığı…

polise güvenin olmadığı…

askere güvenin olmadığı…

devlete ve makamlarına güvenin olmadığı…

sınav sistemleriyle dolu ülkemin sınavlarına güvenin olmadığı…

hakemlere güvenin olmadığı…

federasyon başkanına güvenin olmadığı…

sanatçılara ve ünlülere güvenin olmadığı…

basına güvenin olmadığı…

anama, babama, arkadaşıma bile güvenmediğim bir kaos ortamındayız…

ne gerçek ne yalan bilinmez, bilmez bir haldeyiz…

bir bakıyoruz…

tarihimiz değişiyor…

evet bize okul hayatımızın başlangıcından beri öğretilen tarihimiz bile gelecekteki insanlarla güncelleniyor… kendince…

şimdi siz parti liderleri çıkıp bana vaatlerde bulunuyorsunuz ya…

biz sizi dinlemiyoruz ki aslında…

“biz eve götürdüğümüz 3-5 kuruşun hesabında aman yavrumun aldığı lokmaya bir şey olmasın diye sinmişiz…”

ve ben ne dersem diyeyim hep siz haklısınız ki…

zengin değilim ki millet vekili olayıp hakkımı savunayım….

yalaka değilim ki inanmadığım halde bir partinin altına girip çıkarlar elde edeyim…

ben işimde gücümdeyim…

yani tüm bu yazdıklarıma bakılınca sizlerin hiç birinize inanmıyor, savunmuyor, desteklemiyor, tanımıyorum…

ve inanın bunun suçlusu siz değilsiniz… sizi de kınamıyorum yani…

toplum böyle çünkü…

bakın sosyal medya dünyasına,

yada bir esnaf dükkanının önünde ki sohbete,

iş yerinizdeki arkadaşlarınıza…

herkes kendi sempatizanı olduğu parti ve liderini aklama çabasıyla, paylaşımlar, savunmalar, tartışmalar modunda…

ki suçlu suçunu kabul etse bile inanmayıp hala savunulan bir yapıdayken biz…

çünkü toplumun bir çok kesimi benliğini yitirmiş durumda…

ibadetin gizli ve kendine yapılması gereken inancımızda reklam ede ede camiye gidip, namaz kılıp, ahlaktan bahsedip, tartıda sahtekarlık yapan, 1’e aldığını 10’a satan, kazandığı parayı pavyonda yiyen yine halkın bir kesimi…

solcuyum deyip kendince marjinal olmayı hak sayıp, içki içen, ibadet etmeyen, nerede zevk düşkünlüğüne ait iş var onu yapan yine biz değil miyiz….

halk zaten kesim kesim kendi çıkarlarıyla kendine göre hayatı yaşamayı seçmiş, siyasileri hor görmek hakkımız mıdır.

kutuplaşıp, karşı düşüncelere kendimizi kapatıp, devamlı

birbirini aşağılamaya çalışan,

birbirine hakaretler savuran,

karşı düşünceleri dinlemeyen,

devamlı kavga eden,

yine biz değil miyiz…

 

hepimizin etiketleri var…

biz istemesek de çevremiz takıyor o etiketleri…

 

etiketlerin bol olduğu,

özgürlüğün olduğu ama özgürlüğün olmadığı,

yalanların, dolanların, ahlaksızlığın, reklam kokan hayatların, dinin, inancın tamamen sömürü haline geldiği bir yerde…

ne yapılabilinir ki…

 

sen daha halkına otobüste orta kapıdan binince bilet atmadan çarşıya gitsem ne güzel olur düşüncesinden kurtaramadı isen,

yada tramvaya biri görmeden kaçak binmeyi marifet sayan zihniyeti eğitememiş isen, ne beklersin ki gelecekten.

 

bizim daha bize saygımız yok ki…

 

ben yoruldum bu kutuplaşmadan… düşmanlıktan… çıkarcılıktan…

ne ye inanıyorsan inan

Önce Adaletli

Önce Dürüst

Önce Sevecen

Önce Saygılı

Önce Hoşgörüşü

Önce İNSAN olmak için ne gerekiyorsa… O şekilde ol sen..

Unutma topraktan geldik, toprağa gideceğiz…

Kalmadı kimseye bir şey bu hayattan…

Yunus Emre’nin dediği gibi…

Untitled-1

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

 

 

 

 

UMUT ÇİÇEKLERİ

singing-in-the-rain1 - Kopya

 

Burada da inceden yağan yağmur var
Grinin tonlarında da bulutlar
Hep gökyüzüne bakmaktan karardı ya içimiz
Bak tabiata
Her yağmurda hüzün değil
Yemyeşil umut çiçekleri açıyor
Biz bakmasını öğrenemedik
Yoksa hayat hep güzeldi…

Oğuzhan Abdi OĞUZ

YİNE Mİ SEN ARKADAŞ!!!

uuuu

“ALGILAR ve YANILGILAR içerisinde Televizyonlar karşısında Leş Kargaları gibiyiz artık…”

Oğuzhan Abdi OĞUZ

Susmak küçüklükten beri alışkanlığımız neredeyse, bence Türk Ata Sporu bile olabilir “SUSMAK” ve Türk Savaş Taktiği olarak da “SUSTURMAK” en iyi taktiğimiz bence…

BİLGİmizin olmadığı her alanda mutlaka bir FİKİR sahibi olduğumuz…

YALANların GERÇEK, GERÇEKlerin YALAN şekline büründüğü…

ALGIların YANILGIları doğurduğu…

Neyin DOĞRU ve neyin YANLIŞ olduğunu anlayamaz hale geldiğimiz bu günlerde, bu toplumda BASKIN KARAKTERLERİN HÜKMÜ diye bir devir yaşar hale geldik…

SESİNİ YÜKSELTEREK, kendi fikri dışındakilerin fikrini hiçe sayarak, benden olmayan benden değildir felsefesi ile benden olmayanlara baskı uygulayarak BASKIN KARAKTERLERİN HÜKMÜ karşısında oynanan oyunlar, sindirilen, susturulan, açlık sınırına hapsedilmiş bir yapıya dönüştü düzen…

Adamın yoksa, mevkin yok, işin yok, paran yok… hatta adamın yoksa sen bile yoksun arkadaş bu ülkede…

Eski Atasözlerimize baktığımızda bile bazıları bizi yönlendiriyor SUSMAYA…

Susmak evet bilgimizin olmadığı, alanımız olmayan konularda en iyi yapılması gereken şeydir aslında… Eğer karşımızda gerçekten bilgi sahibi biri varsa onu dinlemek ve söylediği her kelimeden bir şeyler öğrenmek ve susmak en doğru susma şeklidir.

Ama sen asgari ücretle açlık sınırının 1080 Tl olduğu ülkemizde mucizeleri gerçekleştiren insanları daha da aç bırakırım diye tehdit edip susturuyor isen (EY İŞVEREN), onların kişi hak ve hürriyetlerini hiçe sayıp (Devamlı mesai, asgari ücret üzerinden sigortalı gösterme, izin vermeme) BASKIN KARAKTER HÜKMÜ sürüyorsan, bana konuşma seni dinlemem, benim için bir hiçsin ey PATRON bir hiç… Unutma ki PARANIN HÜKMÜ DE BİTER BİR GÜN…

ve suskun halk bir gün sesini çıkarmaya başlar önemli olan HALK sesini çıkarmadan senin HALK’ın sesine kulak vermen gerekir ve onu anlaman…

vfv3

BASKIN KARAKTERİN HÜKMÜNÜ sürmeye devam edersen, bir gün SESSİZ HALKIN ÇIĞLIKLARI yok eder seni…

Sen milletvekili !!! isen, sen patron isen, sen Şef isen, sen insan isen unutma ki etrafında olan bitenin sesi olmalısın arkadaş… etrafa sessiz olmasını söylemek yerine…

Yabancı toplumun halkının çocukları geliyor ülkemize değişim programlarıyla ve şaşırıp kalıyoruz, kendilerini ne kadar iyi ifade ediyorlar diye…

Neden şaşırıyoruz ki….

Kendi çocuklarımızı aile eğitiminde, okul eğitiminde devamlı sus, otur, konuşma, yaramazlık yapma gibi kısıtlayıcı hareketlerle toplumun standart köle kesimine hazırlamıyor muyuz? Çocuklarımızın hayal güçlerini yok etmiyor muyuz… Çocuklarımızın hayal dünyasına çıkamıyoruz ki hiç… Çıkamadığımız gibi onların hayallerini de kendi hayalsiz dünyamıza indirgiyoruz….

ve evet yine ben arkadaş… söyleyecek sözlerim oldukça yine ben konuşacağım seninle…

anlatmaya çalışacağım…

sen diyeceksin ki…

yine uzun yazmışın…

arkadaş ne yazıp duruyorsun…

he ülkeyi sen kurtaracan heee…

deyip duracaksın ve bende sana rağmen…

YİNE BEN GELDİM ARKADAŞ… SÖYLEYECEK SÖZLERİMLE DİYECEĞİM SANA…. YİNE BEN GELDİM…

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

kendimce

2270

 

yollar gitmekle de bitmez ki…hep yeni bir serüvendir sonu…
sözler biter bir gün, sözler biter ama takati kalmaz insanın ve susar..
suskunlukta da gözler konuşur aslında…
insan hep anlatmak ister kendini etrafa, dünyaya…
bir kendine kabul ettiremez kendini…

oğuzhan abdi oğuz

Gece söylemleri-2 (göz arar yokluğu, peki söz gelir mi dile…)

Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor

 

günün yorgunluğunu erken saatlerde uyuyup gece uyanışlarıyla atmaya çalıştığım bir günün bitişine ve başlangıcına tanık olduğum bir an daha.

kendi kendimle kalmaya alışalı çok oldu, kendi kendimi dinlemeler, kendi kendini anlamaya çalışmalar, kendimin gelecek hayallerini dinleyip kendime fikir vermeler felan işte…

her gece olduğu gibi bu gecede geçmiş anılar içerisinde akla gelecek standart anıları hatırlamalar ve geçip gidene o günlerin sonucunda bulunduğun yeri sorgulamalar…

dağınık bir yaşamın, düzgün, sisteme ayak uyduran yanıyla anılmak gibi bir yanılgı vardı hayatımda…

içimde var olan o çıldırasıya yaşamak arzusuyla, dışa vurumuma göre var olan sakin kişiliğim arasında nefes almaya çalışmak…

sisteme ayak uydurup hayatın gerekliliklerini yerine getirmeye çalışırken aynı zamanda konar göçer Türk göçebe ruhuna olan hasretliğim arasında yaşamaya çalışmak…

sevgi

yaşadığım anılara sahip insanların yüzleri gözlerimin önünde… onları dillendirince derler hep unutamamışsın…

soruyorum insan kendini unuturmu?

o yaşanan herşeyi yaşadığın kişiyle yanyanayken yaşadın sen arkadaş,

tüm anılarda

tüm hayallerde

tüm geçmiş söylemlerde sende yanındaydın ya…

insan kendini unutabilir mi?

insanın unutamadığı en temel şeyin BİTİŞLER olduğunu var sayarsak…

bitişlerden sonra ki her büyüme ve olgunluk belirtisiyle hayatta varoluşumuzu hissedersek…

ve biten üzerine sayfalarca yazılar yazıldığını görüyorsak…

insan kendini unutabilir mi?

 

life

 

yıllarca öyle alıştırmıştım ki kendimi yalnızlığa…

ailemi bile kaybedeceğime inandırarak kendimi onlarsız yaşamaya bile alıştırmıştım kendimi

en değer verdiğim, her an birlikte olduğum ailemi bile dünyada değillermiş gibi yok saymıştım bitişlerden korkup bitişler sonrasına kendimi hazırlar gibi…

bazen sorguluyorum bu kendi sessizliğimin avaz avaz bağıracağı gün nasıl olur diye…

azla yetinmeye alışmış bünyemde, bir parça olsun hala konduramadığım egosuzluk ve kendini salmışlık rüzgarlarında savrulurken, belki kendi pazarımı oluştursam vazgeçilmez olan ben olacakken… tüm iyi niyetlerim çerçevesinde hep geride kalan ben olmaya devam etmek ve her defasında yenilmek… tekrar yenilmek … ve tekrar yenilmek kolaymıydı ki…

kişisel hesaplarımı geriye bırakıp, sahte dünya nimetleriyle insanları aldatmayşımın sonucu bu muydu…

olduğun gibi olmak ve olduğun gibi olan karakterini yine iyilik saflık temizlik ve saf sevgi ve fedakarlık eksenlerinde sunmak insanlara ve sonucunda yine bir bitişten geriye kalan…

gitgide duygusuzlaşan ve kalp atışları yok olan bu geçmiş yaşanmışlıkların gelecek yansımalarına olan bu dipsiz kuyu serüvenlerinin sonucu yine bana kalan bu muydu…

yani soluksuz notalarda ki ritmin o birkaç tuştan çıkması

The_Piano_in_a_Factory_Main

 

uzun uzadıya iç çekişlerimin aslında hala eksik olduğumun fakat yarım kalan yanlarımı yine kendimle kapatmaya çalıştığımın farkında olmam… güçlü dururken, gülüşlerimin altında yatan acı çekişlerime sırtımı dönüşümden sağlam adımlarla ilerlediğimden …

ama yine bu saatlerde , sebebi ne olursa olsun, yaşadım demek istemem

karmakarışık söylemlerin ardı arkası kesilmiyor yine…

 

382454-3-4-af104

 

-1-

göz arar yokluğu

peki söz gelir mi dile

ukdelerinle başbaşayken sen

akla gelir mi bir ben

 

göz ama olmuş

söz bir kitap sayfalarına hapsolmuş

anlatılmayan ama bilinen

sevda hikayeleriyle susulmuş

 

ne sendin sebep

ne bendim hayat

sadece bendim

sadece bendeydim

 

kendi adımlarımla

kendi sahne tozumda

kendimle dans eder

kendimle dağılırdım bir nefesle

 

-2-

kaçıncı bitiş sonrası

ve kaçıncı geride kalışım

ve susuşlarımla hapsedişim

kaçıncı sessiz çığlığım bu hayata

 

ama işte diyorum ya sık sık

herşeye rağmendi hayat

ve yaşadım demek için yıllar sonra

herşeye rağmen yaşayacağım bu hayatı

 

büyük bir ciddiyetle yaşayacağım

yaşayacağım bu hayatı gülüşlerimle

yaşamak arzumla alacağım nefeslerimi

ve geride bir ad bırakacağım

yaşadı desinler diye…

 

oğuzhan abdi oğuz

Gece söylemleri -1

tumblr_mcs52thKoI1rb6gswo1_500

 

bir günün daha bitişini yaşar ruhum

güllerin içinde

insanların sevgi dolu dünyasında

huzurla sonlanır aydınlık

 

bir günün daha bitişini yaşar bedenim

hayatın hengamesi içinde

saçlarıma bir beyaz daha eklenir

vücudum biraz daha kederlenir

 

bir günün daha bitişini yaşar An’larım

geçmiş anılara bir eklenir

ve gelecek beklenir umutla

son nefese yaklaşırken adım adım

 

bir günün daha bitişini yaşar umutlarım

geçmişi bırakır ardında

kaldırım kenarındaki su birikintilerine salar

sıfırlanır yarı temiz yarı kirli kalan tortularıyla

 

bir günün daha bitişini yaşar gece

siyahların içinde aydınlanır sevgi

karanlığın içerisinde umut çiçekleri açar

ay ısıtır içini

 

bir günün daha bitişini yaşarken ben

bir günün daha doğuşuna yelken açar hayat

 

her yeni gün

yeni bir hayattı zaten

 

oğuzhan abdi oğuz

Mart’ı

 

Mart ayları genelde herkese kedileri çağrıştırır, pis pis espriler de yaparlar hatta!!!

Bana ise Mart ayı martıları düşündürür, İstanbul’u hatırlatır. Beşiktaş sahilini hatırlarım.

O sabahın ilk vapurunu beklerken, sahilde çay simit yaparsın… Güneş yeni doğuyordur. Kızıl tonlarında bir boğaz…

Serinlikte ellerin ince belli çay bardağına çift elle sarılmış, gitmekle kalmak arasında ki duyguyu çağrıştırır…

O hoş esinti yüzüne vururken boğazın kokusunu çekersin içine…

 

Çok uzun zaman oldu gideli ben… o gelen ilk vapurla ayrılalı İstanbul dan..

uzun zaman oldu…

 

O vapurla giderken, İstanbul’un o boğazının maviliği içinde gökyüzünde süzülen martılar gibi özgür olmak… ama onlar gibi uzaktan seyretmek İstanbul’u…

gidişimin mizansenini yaşatıyorlardı bana!

Bir damla göz yaşıyla bırakıyordum gerimde…

 

Şimdi aynı gerçekliği anılarımın hayallerinde canlandırıyorum…

ve kalmak istercesine savaşıyorum…

umutlarımı koyuyorum martıların yerine ve hayallerimi karabasan umutsuzluğuma hapsediyorum…

Uzağım ellerimde ipler ve engelliyorum martıların uçmasını boğazda…

hayallerimden uzaklaşalı uçmasınlar diye kafese tıkıyorum martıları…

bazen bir parça umutla besliyorum,  açıyorum kafeslerini tam özgürlüğe uçacakken martılar, tam boğaza aşık sevdalarını yaşayacaklarken tutuyorum iplerini…

benim gibi kırık bırakıyorum kanatlarını…

ozgurluk-7DD8-5EDE-B170

 

İstanbul Gaziosmanpaşa bir mutfakta, bir masanın etrafında, bir uçta sen bir uçta ben…

elinde bir kitap… okuyorsun bana… ilkkez birisi okuyordu bana yazılmış kelimelerde ki bir hikayeyi… ve

ve

Bir hikayesi vardı martıların en zekisi, en çılgını, en maceracısı ama en hayalcisi Martı Jonathan vardı…

Azimle savaştı tüm sistemlere karşı, karşısında duranlara inatla her kaybedişinde tekrar denedi…

Yılmadı, yalnız kaldı, umutsuz kaldı, kimse anlamadı onu ama o yine de hayallerine uçtu…

Sizi Martı Jonathan’ın şarkısıyla başbaşa bırakıyorum…

Kitabı almak isteyenlere…

marti-jonathan-livingston-richard-bach-mb165836_4400714_r1

İç Çekişler…

ne içindi hayat, savaşmak neden bu kadar önemli
eşyalar, mallar, mülkler, anneler, babalar, akrabalar, iş hayatı, insanlar…
neden ülkeler, topraklar, liderler…
neden ünlüler, ünsüzler, ölenler, yaşayanlar…
ne içindi hepsi… bu hayat neden bu kadar önemliydi…

neden bu hayatta bunların hepsi benden daha gerçek,
benden daha sahici
benden daha önemliydi…

neden bu hayatı size göre yaşamalıydım..
neden babama göre bir oğul
anneme göre bir evlat
topluma göre bir insan
olmalıyım ki…

sıkıldım düşlerden
sıkıldım hayatın zorunluluklarından…

nefes almanın anlamı, sorumluluğu neden bu kadar ağır…

bu bedene ağır geliyor…

özgür olmak istiyorum…

anlam yüklenmemiş değersizlikler de yaşamak istiyorum…
KUKLA_HAYATLAR