kendimce

2270

 

yollar gitmekle de bitmez ki…hep yeni bir serüvendir sonu…
sözler biter bir gün, sözler biter ama takati kalmaz insanın ve susar..
suskunlukta da gözler konuşur aslında…
insan hep anlatmak ister kendini etrafa, dünyaya…
bir kendine kabul ettiremez kendini…

oğuzhan abdi oğuz

Gece söylemleri-2 (göz arar yokluğu, peki söz gelir mi dile…)

Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor

 

günün yorgunluğunu erken saatlerde uyuyup gece uyanışlarıyla atmaya çalıştığım bir günün bitişine ve başlangıcına tanık olduğum bir an daha.

kendi kendimle kalmaya alışalı çok oldu, kendi kendimi dinlemeler, kendi kendini anlamaya çalışmalar, kendimin gelecek hayallerini dinleyip kendime fikir vermeler felan işte…

her gece olduğu gibi bu gecede geçmiş anılar içerisinde akla gelecek standart anıları hatırlamalar ve geçip gidene o günlerin sonucunda bulunduğun yeri sorgulamalar…

dağınık bir yaşamın, düzgün, sisteme ayak uyduran yanıyla anılmak gibi bir yanılgı vardı hayatımda…

içimde var olan o çıldırasıya yaşamak arzusuyla, dışa vurumuma göre var olan sakin kişiliğim arasında nefes almaya çalışmak…

sisteme ayak uydurup hayatın gerekliliklerini yerine getirmeye çalışırken aynı zamanda konar göçer Türk göçebe ruhuna olan hasretliğim arasında yaşamaya çalışmak…

sevgi

yaşadığım anılara sahip insanların yüzleri gözlerimin önünde… onları dillendirince derler hep unutamamışsın…

soruyorum insan kendini unuturmu?

o yaşanan herşeyi yaşadığın kişiyle yanyanayken yaşadın sen arkadaş,

tüm anılarda

tüm hayallerde

tüm geçmiş söylemlerde sende yanındaydın ya…

insan kendini unutabilir mi?

insanın unutamadığı en temel şeyin BİTİŞLER olduğunu var sayarsak…

bitişlerden sonra ki her büyüme ve olgunluk belirtisiyle hayatta varoluşumuzu hissedersek…

ve biten üzerine sayfalarca yazılar yazıldığını görüyorsak…

insan kendini unutabilir mi?

 

life

 

yıllarca öyle alıştırmıştım ki kendimi yalnızlığa…

ailemi bile kaybedeceğime inandırarak kendimi onlarsız yaşamaya bile alıştırmıştım kendimi

en değer verdiğim, her an birlikte olduğum ailemi bile dünyada değillermiş gibi yok saymıştım bitişlerden korkup bitişler sonrasına kendimi hazırlar gibi…

bazen sorguluyorum bu kendi sessizliğimin avaz avaz bağıracağı gün nasıl olur diye…

azla yetinmeye alışmış bünyemde, bir parça olsun hala konduramadığım egosuzluk ve kendini salmışlık rüzgarlarında savrulurken, belki kendi pazarımı oluştursam vazgeçilmez olan ben olacakken… tüm iyi niyetlerim çerçevesinde hep geride kalan ben olmaya devam etmek ve her defasında yenilmek… tekrar yenilmek … ve tekrar yenilmek kolaymıydı ki…

kişisel hesaplarımı geriye bırakıp, sahte dünya nimetleriyle insanları aldatmayşımın sonucu bu muydu…

olduğun gibi olmak ve olduğun gibi olan karakterini yine iyilik saflık temizlik ve saf sevgi ve fedakarlık eksenlerinde sunmak insanlara ve sonucunda yine bir bitişten geriye kalan…

gitgide duygusuzlaşan ve kalp atışları yok olan bu geçmiş yaşanmışlıkların gelecek yansımalarına olan bu dipsiz kuyu serüvenlerinin sonucu yine bana kalan bu muydu…

yani soluksuz notalarda ki ritmin o birkaç tuştan çıkması

The_Piano_in_a_Factory_Main

 

uzun uzadıya iç çekişlerimin aslında hala eksik olduğumun fakat yarım kalan yanlarımı yine kendimle kapatmaya çalıştığımın farkında olmam… güçlü dururken, gülüşlerimin altında yatan acı çekişlerime sırtımı dönüşümden sağlam adımlarla ilerlediğimden …

ama yine bu saatlerde , sebebi ne olursa olsun, yaşadım demek istemem

karmakarışık söylemlerin ardı arkası kesilmiyor yine…

 

382454-3-4-af104

 

-1-

göz arar yokluğu

peki söz gelir mi dile

ukdelerinle başbaşayken sen

akla gelir mi bir ben

 

göz ama olmuş

söz bir kitap sayfalarına hapsolmuş

anlatılmayan ama bilinen

sevda hikayeleriyle susulmuş

 

ne sendin sebep

ne bendim hayat

sadece bendim

sadece bendeydim

 

kendi adımlarımla

kendi sahne tozumda

kendimle dans eder

kendimle dağılırdım bir nefesle

 

-2-

kaçıncı bitiş sonrası

ve kaçıncı geride kalışım

ve susuşlarımla hapsedişim

kaçıncı sessiz çığlığım bu hayata

 

ama işte diyorum ya sık sık

herşeye rağmendi hayat

ve yaşadım demek için yıllar sonra

herşeye rağmen yaşayacağım bu hayatı

 

büyük bir ciddiyetle yaşayacağım

yaşayacağım bu hayatı gülüşlerimle

yaşamak arzumla alacağım nefeslerimi

ve geride bir ad bırakacağım

yaşadı desinler diye…

 

oğuzhan abdi oğuz

Gece söylemleri -1

tumblr_mcs52thKoI1rb6gswo1_500

 

bir günün daha bitişini yaşar ruhum

güllerin içinde

insanların sevgi dolu dünyasında

huzurla sonlanır aydınlık

 

bir günün daha bitişini yaşar bedenim

hayatın hengamesi içinde

saçlarıma bir beyaz daha eklenir

vücudum biraz daha kederlenir

 

bir günün daha bitişini yaşar An’larım

geçmiş anılara bir eklenir

ve gelecek beklenir umutla

son nefese yaklaşırken adım adım

 

bir günün daha bitişini yaşar umutlarım

geçmişi bırakır ardında

kaldırım kenarındaki su birikintilerine salar

sıfırlanır yarı temiz yarı kirli kalan tortularıyla

 

bir günün daha bitişini yaşar gece

siyahların içinde aydınlanır sevgi

karanlığın içerisinde umut çiçekleri açar

ay ısıtır içini

 

bir günün daha bitişini yaşarken ben

bir günün daha doğuşuna yelken açar hayat

 

her yeni gün

yeni bir hayattı zaten

 

oğuzhan abdi oğuz

Mart’ı

 

Mart ayları genelde herkese kedileri çağrıştırır, pis pis espriler de yaparlar hatta!!!

Bana ise Mart ayı martıları düşündürür, İstanbul’u hatırlatır. Beşiktaş sahilini hatırlarım.

O sabahın ilk vapurunu beklerken, sahilde çay simit yaparsın… Güneş yeni doğuyordur. Kızıl tonlarında bir boğaz…

Serinlikte ellerin ince belli çay bardağına çift elle sarılmış, gitmekle kalmak arasında ki duyguyu çağrıştırır…

O hoş esinti yüzüne vururken boğazın kokusunu çekersin içine…

 

Çok uzun zaman oldu gideli ben… o gelen ilk vapurla ayrılalı İstanbul dan..

uzun zaman oldu…

 

O vapurla giderken, İstanbul’un o boğazının maviliği içinde gökyüzünde süzülen martılar gibi özgür olmak… ama onlar gibi uzaktan seyretmek İstanbul’u…

gidişimin mizansenini yaşatıyorlardı bana!

Bir damla göz yaşıyla bırakıyordum gerimde…

 

Şimdi aynı gerçekliği anılarımın hayallerinde canlandırıyorum…

ve kalmak istercesine savaşıyorum…

umutlarımı koyuyorum martıların yerine ve hayallerimi karabasan umutsuzluğuma hapsediyorum…

Uzağım ellerimde ipler ve engelliyorum martıların uçmasını boğazda…

hayallerimden uzaklaşalı uçmasınlar diye kafese tıkıyorum martıları…

bazen bir parça umutla besliyorum,  açıyorum kafeslerini tam özgürlüğe uçacakken martılar, tam boğaza aşık sevdalarını yaşayacaklarken tutuyorum iplerini…

benim gibi kırık bırakıyorum kanatlarını…

ozgurluk-7DD8-5EDE-B170

 

İstanbul Gaziosmanpaşa bir mutfakta, bir masanın etrafında, bir uçta sen bir uçta ben…

elinde bir kitap… okuyorsun bana… ilkkez birisi okuyordu bana yazılmış kelimelerde ki bir hikayeyi… ve

ve

Bir hikayesi vardı martıların en zekisi, en çılgını, en maceracısı ama en hayalcisi Martı Jonathan vardı…

Azimle savaştı tüm sistemlere karşı, karşısında duranlara inatla her kaybedişinde tekrar denedi…

Yılmadı, yalnız kaldı, umutsuz kaldı, kimse anlamadı onu ama o yine de hayallerine uçtu…

Sizi Martı Jonathan’ın şarkısıyla başbaşa bırakıyorum…

Kitabı almak isteyenlere…

marti-jonathan-livingston-richard-bach-mb165836_4400714_r1

İç Çekişler…

ne içindi hayat, savaşmak neden bu kadar önemli
eşyalar, mallar, mülkler, anneler, babalar, akrabalar, iş hayatı, insanlar…
neden ülkeler, topraklar, liderler…
neden ünlüler, ünsüzler, ölenler, yaşayanlar…
ne içindi hepsi… bu hayat neden bu kadar önemliydi…

neden bu hayatta bunların hepsi benden daha gerçek,
benden daha sahici
benden daha önemliydi…

neden bu hayatı size göre yaşamalıydım..
neden babama göre bir oğul
anneme göre bir evlat
topluma göre bir insan
olmalıyım ki…

sıkıldım düşlerden
sıkıldım hayatın zorunluluklarından…

nefes almanın anlamı, sorumluluğu neden bu kadar ağır…

bu bedene ağır geliyor…

özgür olmak istiyorum…

anlam yüklenmemiş değersizlikler de yaşamak istiyorum…
KUKLA_HAYATLAR

 

 

 

Korumalı: G

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Bugün Yazmak İstiyorum…Yaşadım demek için…

 

 

Bir müzikle uyanmak güne, müziğin ritmleriyle, notalarda dans ederek başlamak demekti. Her gün yeniden bir hayata başlıyoruz aslında.

Kendi hayatımız diyoruz ama inançlarımıza göre şekillendiriyoruz hayatımızı…

Kendi hayatımız diyoruz ama sevdiklerimize göre şekillendiriyoruz geleceğimizi…

Kendi hayatımız diyoruz ama çalıştığımız işe göre planlıyoruz gelecek zamanlarımızı…

Kendi hayatımız diyoruz ama sistemlere hapsolmuşuz…

 

“Yaşamak nedir?” diye çok soruyorum kendime. Gerçekten hayat nedir?

İnançlar doğrultusunda inandığımız öteki dünya için mi yaşamalıyız!

Ya da hiç bir şeye inanmayanlar gibi dünyevi zevklere mi kapılıp gitmeliyiz!

Yaşıyoruz işte…

Peki çıkarlar üzerine mi kurulmalı yada savaşlarla mı kazanılmalı bir şeyler…

Bence yaşam dediğimiz ilk şey vicdan üzerine kurulmalı ve empati yaparak karşımızdaki yaratılmış her şeyi anlamakla pekiştirilmeli…

 

Ben Yaşamak İstiyorum…

Evet yaşamam gerek Yaşadım diyebilmeliyim. Anlatacak anılarım olmalı, gezdiğim yerleri gitmeyenlerin hayal gücünde tasvir etmeliyim, doğayı keşif etmeliyim, gezmeliyim mesela ben…

Evet gezmeliyim, gidip görmeliyim Yaradanın mucizelerine şahit olmalıyım…

 

hayattan-kareler

 

Ben Yaşamak İstiyorum…

İnsanların üzerinde etki bırakmak istiyorum, ama hep iyi yönlü etkiler, egolarla dolu değil, mütevazilik-le bezenmiş etkiler…

Anlatmalıyım etrafımdakilere bildiklerimi, aktarmalıyım, paylaşmalıyım bu hayatta gördüklerimi ve yaşadıklarımı…

Lider olmak değil, arkadaş olmak ve bu hayatı paylaşmak istiyorum beraber… yaşadım demek için… yaşadık diyebilmek için…

 

Sistemlerin kölesi olmak niyetinde değilim. Gerçekten yaşadım diyebilmek için… Sisteme ihtiyacım kadar muhtaç olmak istiyorum, geri kalan kısa günlerimi de kendim için bırakmalıyım…

ne eşyadır, ne insandır, ne makamdır, ne şan, ne şöhrettir bu dünyada kalıcı olan…

sadece her insanın arkasında bıraktığı anılardır… konuşuldukça, yazıldıkça kalıcı olan…

onlar bile silinir gider…

 

yani aslında hiç bir şeydir bu dünyada kalıcı olan… sadece senle birlikte doğan ve senle birlikte ölen yaşamdır kalıcı olan…

 

yani Yaşadım Diyebilmek için yaşa…

 

Oğuzhan Abdi OĞUZ

random

cam-kiriklari-nasil-toplanir

 

Bilakis, naçizane güneşin doğuşuna hayran gönlümün, umut bahçelerinin, sevgiye değer vermeyenlerin parçalayıp bıraktıkları cam kırıklarının üzerine düşen güneşin, gözleri kırpıştırmasına sebep olacak kadar parlayan bir hiçlikle doğan, sevgi gibiydi hislerim.

Oğuzhan Abdi OĞUZ

BİR BEN VAR TEPELERİN ARDINDA…

6853b4e669623d13d45cdaae5a0ff959

 

Bir hüzün saklı tepelerin ardında
Sert esen rüzgarların
Suratıma doğru vurduğu
Anı parçaları saklı

Bir hissizlik saklı tepelerin ardında
Uzaklardan bembeyaz,buz tutmuş
Yanına gidince üşüten
Soğuk dokunuşlar saklı

Bir uzaklık saklı tepelere doğru
Adımlarım gitmez
Ağırdan alan, yorgun
Duygular saklı korkak

Bir ben saklı tepelerin ardında
Bir ben var tepelere bakan uzaktan

oğuzhan abdi oğuz

Korumalı: Bugün Günlerden

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin: